nihilanth.org

Bornova Bornova: Yönetmen ve Oyuncular ile Söyleşi

Posted by: nihilanth on: Kasım 26, 2009

25 Kasım 2009 tarihi, birçok devlet kurumunun grev dolayısıyla çalışmadığı bir gün olmasının yanı sıra, Bornova Bornova filminin yönetmeni İnan Temelkuran ve oyuncuları Kadir Çermik (Salih), Damla Sönmez (Özlem) ve Öner Erkan (Hakan)’ın katılımıyla Seksek’te gerçekleşen 2.5 saatlik harika bir söyleşi ile de hatırlanacak.

Sözlük yazarlarından meaculpa, Beyoğlu Alkazar sinemasının Bornova Bornova’yı göstereceği 18.45 seansını 19′da başlatmasına rağmen filme 10 dakika geç kaldım. Rica üzerine salona girdim. İçeride birçok ekşi sözlük yazarı varmış, sonradan farkettik; ancak insanlar birbirinden pek de haberdar olmadan seyretti filmi. Bornova Bornova’yı kısaca açıklamak gerekirse, Türkiye’nin sosyo-politik yapısı üzerine önemli bir mesajı olan, bir kentte yaşayan gençler üzerinden yerel bir hikaye anlatırken bir yandan da güldürüp eğlendiren bir film. Filmden hemen sonra Seksek Bar’a gittik. Henüz tüm konuklar gelmeden İnan Temelkuran ile karşılaştık ve henüz söyleşi start almadığı için ben aklımdaki soruları şimdiden sorayım dedim. Önce filmin donuk renkleri üzerinden, sonra kadronun ve senaryonun oluşumundan, sonra filmdeki ince ayrıntılardan söz ettik. İnan Temelkuran, İspanya’da sinema eğitimi almış, adını fazla duymadığımız ilk uzun metrajı olan Made in Europe’tan sonra Bornova Bornova‘yı çekmiş. Bertrand Blier, Lars von Trier severim dedi. (Bu arada orada söylemedim ama okuyorsa görecektir, Blier’in Les valseuses ve Mon homme’sinin bendeki yeri ayrıdır). Bir yönetmen daha söyledi fakat şu an hatırlayamadım. Filminde denediği birçok şeyin aslında sevdiği bazı yönetmenlerin denemiş olduğu stilleri severek tekrar etme olduğunu açıkladı (Reservoir Dogs’takine benzer bir şey flashback var filmde). Dokunulmazlar ve Potemkin Zırhlısı örneği verdi. Temelkuran için film çekmenin ne kadar zevkli bir iş olduğunu anlamış oldum ve bunları denemesini çok sevimli bulduğumu söyleyebilirim. “Bir hikayeyi bir sıradan olarak anlatmak var, bir de böyle şeyleri denemek var” diyerek farklı şeyler yapma konusundaki çabasını gösterdi. Filmdeki uzun sekansların bir çeşit deli cesareti olduğunu söyledi. Gerçi ben izleyenlerin bu sahneleri fazla uzun bulacağını da sanmıyorum, çünkü o sahnelerin kesilmesinin, filmin izleyiciye verdiği gözlemci etkisini azaltacağını düşünüyorum. (Bu arada merak edenler için, sözlükte yazıyormuş eskiden fakat sonra hesabı kaybolmuş ya da bir arkadaşı kullandığı için silinmiş)

Asıl Söyleşi Başlıyor

Daha sonra diğer konuklar da geldi ve söyleşi start aldı. Ben hazır başlamışken devam edeyim diyerek ortamı rahatlatmak adına ilk soruyu da sordum. Bornova Bornova öğrendiğimiz kadarıyla 3 aylık bir hazırlık süreci ardından 16 günde çekimleri tamamlanmış bir film. Ana karakterlere gelirsek; Mahallenin bıçkın delikanlısı, aynı zamanda öğrencilere esrar satan Salih rolünde Kadir Çermik, düz liseye giden ve filmdeki birçok karakterle etkileşim halinde olan güzel kız Özlem rolünde Damla Sönmez, bacağından yaşadığı sakatlıkla yeni başladığı futbolu yükselemeden bırakmak zorunda kalmış, lise diplomasına dahi sahip olmayan, taksicilik yaparak ve aşık olduğu kızla bir an önce evlenerek yaşamını sürdürmek isteyen mahallenin saf ve temiz genci Hakan rolünde Öner Erkan ve halen Felsefe bölümünü bitirememiş, Porno dergilere mahallede duyduğu fantazi hikayelerini yazarak geçimini sağlamaya çalışan Murat rolünde Erkan Bektaş (söyleşide yoktu)…

Damla, Yeditepe Üniversitesi’nde tiyatro bölümünde okuyan, 22 yaşında bir genç kız. Liseli Özlem’i hakkını vererek canlandırmış. Öner’in de onun da ödülünü sonuna kadar hak ettiğini söyleyebiliriz. Hem tek tek hem de bir bütün olarak düşündüğümüzde oyuncular arasındaki uyum takdire şayandı.

İnan Temelkuran, Kadir Çermik ve Öner Erkan, Bornova Anadolu Lisesi’nden birbirini tanıyan arkadaşlar. Filmin bu kadar rahat bir şekilde oluşturulup çok sağlam bir şekilde kotarılması, yetenekleri ile birlikte bununla da açıklanabilir. Temelkuran, karakterleri planladığında bu onların bu role çok yakışacağını düşünmüş ve belki de karakterleri hayatında tanıdığı bu insanlara göre şekillendirmişti. Damla Sönmez, yanılmıyorsam Temelkuran’ın bir kısa filminde de role sahip, oradan tanışıklıkları varmış. Oyuncuların hepsi bu rolleri oynadıklarından çok memnunlar ve karakterlerini sonuna kadar savunuyorlar (özellikle Damla) Katılımcılardan yöneltilen “Filmin kötü karakteri kim?” , “Filmin en masumu kim?” gibi sorular da bu yüzden çok cevabını bulamıyor.

Temelkuran’ın söylediği kadarıyla, filmin asıl derdi, 80 İhtilali’nin, insanları düzene sokmak uğruna yol açtığı toplumsal tahribatın, belli bir sınıf konumuna sahip olmayan serseri mayınlar şeklinde bireyler yetiştirdiği.. Hikaye ne kadar benim de bir süre yaşadığım Bornova’da geçse de, aslında Türkiye’nin birçok kentine uyarlanabilecek durumda. Hatta Bornova ve İzmir’i bilmeyen bazı konuklar İstanbul’da olsa neresi olurdu diye sorunca şakayla karışık “Avcılar Avcılar” ya da “Bakırköy Bakırköy” şeklinde cevaplandırdı.

Hikayeye çekilen son, kimi izleyicileri tatmin etmedi. Sanırım jenerik akarken film hala devam edince, son bir twist beklediler ancak yanılıyorlardı. Film anlatmak istediğini yeterli şekilde anlatmış, “böyle gider bu” diyordu aslında. Filme çekilmesi planlanan alternatif bir sondan da bahsettiler. Orada da filmin başındaki küçük çocuklar bilardo salonuna gelip Salih hakkında bir şeyler konuşuyorlar (ayrıntıya girmem spoiler olur). Film iki şekilde de aynı şeyi söylerdi; fakat farklı bir anlatımla. Ben izlediğim halini daha çok beğendim açıkçası.

Yönetmen ve oyuncuların en büyük üzüntüsü, Bornova ve İzmir Belediyesi’nin filme yeterince önem vermemesi, Altın Portakal ödüllerinden sonra “Gelin size gala yapalım bari” tarzı yaklaşım ve kokteyle sanki film için değil de “Haydi toplanalım” amaçlı davet edilmiş yerel yöneticiler ve askerler…

Bu büyük potansiyele sahip ve kitleler tarafından bilinmesi gereken film sadece 13 salonda vizyona girebilmiş ve maalesef şu ana dek 8500 kişi tarafından seyredilmiş. Oyuncular, özellikle Kadir Çermik, haklı olarak sitemkar bir konuşma yaptı İzmir hakkında. Şaka gibi diyebileceğiniz birçok olay anlattı ama hepsini yazmayı da doğru bulmuyorum. Sadece, filmin İzmir’de yalnızca 1 salonda vizyona girdiğini söylemem yeterli olur sanırım. İleride belki bu film için veya ekip için ibre bir yerden değişecek, bilemeyiz; ancak ben şunu anladım. Öylesine ilginç ve halen kötürüm bir sosyal ortamda yaşıyoruz ki, bir şekilde sahip olduğumuz, olabildiğimiz ayrıcalıklar gerçekten çok kıymetli. Ya da bize hiç bir şey sunulmadığı için öyle görülmesi isteniyor.

İnan Temelkuran “Siz bir de Kosmos’u izleyin, gerçekten çok beğeneceksiniz” dese de, Bornova Bornova’nın her şeyiyle olması gerektiği gibi ve almış olduğu ödüllerle de olsa adını herkese duyurmasının son derece mutluluk verici olduğunu söyleyebilirim. Yönetmen, bundan sonra özellikle maddi imkan bulursa daha fazla film çekmek istediğini ancak şu an iki tane senaryo projesinin olduğunu, bunun dışında yakında bir filmin söz konusu olmadığını sözlerine ekledi.

Katıldıkları için ve bütün samimiyetle uzun süren soruları sıkılmadan cevaplandırdıkları için hepsine çok teşekkür ediyorum. Artık gözümüz hepsinin üzerinde..

Heroes of Newerth Geliştiriliyor

Posted by: nihilanth on: Kasım 23, 2009

Warcraft 3′ün bir oyun kadar ön plana çıkan ve sürekli büyüyen multiplayer haritası DOTA‘nın geliştiricilerinin bunu artık farklı bir platforma taşıyıp geliştireceği bir süredir söyleniyordu. Tamamen aklımdan çıkan bu oyun bir arkadaşın gönderdiği “get beta key” linkiyle yeniden gündemime girdi. 5000 kişinin davet edildiği kapalı beta ile oyunu deneme fırsatım oldu. Oyun, beklenen multiplayer zevkini fazlasıyla vereceğe benziyor. Dota’da olup da bu oyunda olmayan oyun zevkini artıran birçok ayrıntı mevcut. Özellikle kurulum öncesi konfigürasyonlar çok yerinde. Oyunlar “noobs only, noobs allowed ve pro” şeklinde kuruluyor. Böylece oyunun bütün derdini title’da anlatmak için kasmaya gerek yok. Eskiden güçler üye oluş sırasına göre değerlendirilirdi. Yani eski üyeler, kesinlikle profesyoneldir diye bir inanç vardı. Şimdi öyle değil, istatistiğiniz bizzat tutuluyor. İlk üye oluşta 1500 puanda başlıyorsunuz ve kazanıp kaybettiğiniz oyunlara göre bu azalıp artıyor internetteki bir çok server’da olduğu gibi. Bu durumda gücünüz de ortaya çıkıyor. Ayrıca profil kartınız var, toplamda kaç kill yapmışsınız, kaç asist yapmışsınız, kaç kere ölmüşsünüz vs. vs. birçok ayrıntı mevcut.

Dota oynayanların masaüstü muhtemelen karalanmış kağıtlarla doluydu. Hangi oyuncu iyiydi, en son kimle oynadı, kim oyunda yapılmaması gereken şeyleri yaptı. Artık oyun bunun kaydını tutmanıza yardımcı oluyor. Son oyun oynadığınız kişiyi arkadaş olarak ekleyebiliyorsunuz. Ayrıca oyuna 2 hakemin gözlemci olarak girebilme şansı var. Henüz test etme şansım olmadı fakat oyundaki belirlenmiş kuralların ihlalinde müdahale ediyorlar sanırım.

Eklenmesine en çok sevinilen olay da şüphesiz leaver koruması. Nickiniz artık çok değerli. Zaten oyun bedava alınmayacağı için sürekli üye olup yeni nickle gelme şansınız olmayacak. Ayrıca leave yaptığınız oyun sayısına göre de değerlendiriyorsunuz. Leaver korumalı oyunlarda, daha önce belli bir sayıda oyundan bitmeden ayrılmışsanız eğer girme şansınız olmuyor. Tabi, bağlantınız kopmuştur diye korkuyorsanız, bağlantı koptuğu halde reconnect yaptığınızda oyuna bağlanabildiğinizi de eklemem lazım. Bu da harika olmuş. Tek sorun gerçekten kötü niyetli gitmeniz ya da elektriklerinizin kesilmesi. Bunun için de size belli sayıda hak tanınmış. 1-17 oyuna 3 leave hakkı gibi, 100′den fazla oyun oynadığınızda bu hak %1 oluyor.

Biraz oyun içinden bahsetmek gerekirse, uzun zamandır oynayanlar var ama henüz herolar çok yeni olduğu için ben hepsini test edemedim. Yalnız arkadaşa sorduğum kadarıyla Dota’daki heroların %80′i bu oyunda da var ve yeni herolar da var. Tabi özellikleri birebir aynı değil, birçok şey farklılaştırılmış.Oyun henüz beta aşamasında söylediğim gibi, birkaç günde bir yeni update yüklüyor. Update’i oyun açıkken kendi hallediyor. Kasmıyorsunuz. Grafikler de iyileştirilmiş, farklı harita seçenekleri var yine ve item satın alma olayları daha bir düzene sokulmuş. Güpgüzel bir oyun olmuş. Tam olarak yayınlanana kadar millet çoktan master olur. Bu betanın da böyle bir dezavantajı var ama olsun ne yapalım.

Bu gece son gecemiz

Posted by: nihilanth on: Kasım 21, 2009

“Üç arabalı bir adam olarak ölmek istiyorum”

90′lı yıllar, sadece grunge ve pop müzik ile değil, bırakmış olduğu güzel filmlerle de anılmalı. 2000 yılını görecek olmak, birçok insan için tarif edilemez bir duyguydu. Kıyametin kopacağı söylentileri yerel asparagas gazetelerinin gündemini süslerken, “farkındalığa sahip” sinemacılara da eşsiz bir konu bırakıyordu. Dünyanın sonu temalı film deyince insanın aklına Deep İmpact, Armageddon, The Fifth Element gibi, görselliğiyle öne çıkan gişe filmleri gelir. Halbuki has seyircinin asıl haz aldığı, gerçek iz bırakan filmlerdir, The Cable Guy (1995) gibi, sağ gösterip sol vuranlardan.

Last Night (1998), The Strange Days (1995) ile beraber anılması gereken, Kanadalı Don Mckellar’ın hem yönetip hem başrolünde oynadığı eşsiz bir milenyum filmi. Aynı zamanda sinema dünyasına yeni bir yönetmeni kazandıran bir debut film.

Dünyanın sonunun neden ve nasıl geldiği ile ilgilenmiyor. Film, tamamen insanların o gün hissettikleri üzerine yoğunlaşmış. Tam olarak bir korku hakim değil, dünyanın sonuna ulaşabilmiş ve buna şahit olacak olmanın verdiği entelektüel bir olgunluk söz konusu. Radyoda tüm zamanların en güzel 500 şarkısı son kez çalarken hissedilen sükunet de buna işaret ediyor. Son günde kimi bir türlü veremediği konserini veriyor. Kimisi ailesiyle, kimisi dua ederek, kimisi de bir yılbaşını bekler gibi sokak partisiyle geçiriyor bu geceyi. En kötüsü de yalnız ve yetersiz hissetmek, daha önce denemediği her şeyi deneme, içindeki eksiklik duygusunu sonlandırmayı çabaladıklarına şahit olmak..

David Cronenberg’in de önemli bir karakteri canlandırdığı Last Night, dünyanın son 6 saati kaldığını bilseniz 1.5 saatini izlemeye ayırabileceğiniz bir film.

Etiketler: ,

Göze Çarpanlar

Posted by: nihilanth on: Kasım 19, 2009

Önceki haftalarda dikkatimi çeken yeni ve ilginç bloglardan bahsetmiştim. Devam edelim, bu sefer de kıstas, öncelikle göze hoş gelen bloglar olsun: Karşı Açı, Moroccom, Sinema Manyakları ve Yucinematek…

Karşı Açı, Göz atmayan sinema severlerin çok şey kaçıracağı, dolu dolu bir blog. Uzun yazılar, incelemeler okumak istiyorsanız doğru adrestesiniz. Sağ taraftaki yabancı sinema kaynakları ise gözümden kaçmadı.

Moroccom, Sinemasal bölümünde sıradışı diyebileceğim sinema yazıları yayınlıyor. Kimi zaman bir filme şiir yazılıyor, kimi zaman bir sinema kitabı tanıtılıyor. Bu film hakkında yazdım bir kez daha yazmayayım dememiş benim gibi. Aklına bişeyler geldikçe yazmaya devam ediyor. Ne güzel.

Sinema Manyakları, SİYAD’ın vizyona giren filmlerin değerlendirmelerinden oluşan listeleri analiz ediyor.

Yucinematek Ekşi sözlük yazarlarından ug tek’in sinema blogu. Genelde sözlükte ve benzeri piyasalarda popüler diyebileceğimiz Los amantes del circula polar, District 9, Battle Royale gibi filmler üzerine yazılardan oluşuyor. Yazılar günlük konuşma diliyle yazılmış ve genelde filmin hikayesi üzerine.

…………………………………………….

Son olarak, özel olarak bahsetmek istediğim bir şey var. Türkiye’de birçok çizgi romanın çevirisini yapmış, aynı zamanda yayıncı olan, Ekşi sözlük’te babel nickiyle bilinen Emre Yerlikhan, 15 Kasım’da H1N1 hastalığından hayatını kaybetmiş. Sevenlerinin başı sağolsun. Kendisinin blogu olan The Hanging Gardens‘ı da bu yazımda anmak istiyorum. Şurada yaptığı Gazeteci ve televizyoncuların twitter sayfaları çalışması da çok faydalı.

Pre-Cinema History: Sinemanın Önceki Tarihi

Posted by: nihilanth on: Kasım 15, 2009

precinema

Geçtiğimiz aylarda İstanbul Oyuncak Müzesi’ni gezdiğimde, sinemanın ortaya çıkışından çok önceleri, insanlara film hissi veren bazı makineleri görüp heyecanlanmıştım. Sinema öncesi tarihi araştırma fikrim buradan ortaya çıkmıştı ki, karşılaştığım site, “Senin hiçbir şey yapmana gerek yok, ben hepsini araştırdım” diyordu adeta. Precinemahistory.net, 10 yıldan fazla süredir online olan ve 1 milyondan fazla ziyaretçiye ulaşmış, övgüyü fazlasıyla hak eden bir site. Milattan Önce 900′lü yıllardan başlayarak 1900′lere kadar, sinemanın gelişmesine yardımcı olan her bilim ve her insan hakkında bilgi veriyor. Siteyi inceledikçe daha fazla seviyor insan.

Yeni Bir Girişim: Promokart

Posted by: nihilanth on: Kasım 12, 2009

promokart

Promokart, Oğuzcan Ünver ve Celal Mimaroğlu isimli iki arkadaşın girişimiyle oluşturulmuş bir sistem. Geçtiğimiz gün ekşi sözlük’te tesadüf eseri karşılaşıp web sitelerini incelediğimde, henüz yeni sayılabilecek bu projenin sahipleriyle bir röportaj yapıp bu ilginç bulduğum projeyi hem blogumda paylaşmak hem de girişimci arkadaşlara destek olmak istedim.

Oğuzcan ve Celal çeşitli kategorilerde birçok mekan ile anlaşıp tüketicilerin (yani bizim) kullanabileceğimiz indirim ve promosyon kartları üretiyorlar. Her promosyon kartı üzerinde 4 farklı seçenek bulunuyor. Bu seçeneklerle sahip olacaklarınız elbette mağazaların ya da mekanların normalde yapmadığı indirimler oluyor ve gerçekten çok avantajlı olabiliyor. Proje hakkında ayrıntıları yazının devamında konuştuk. Mail üzerinden gerçekleştirdiğimiz röportaj esnasında soruları Oğuzcan Ünver cevapladı.

1 – Kendinizden bahseder misiniz?

Oğuzcan Ünver: Ben ODTÜ Kimya Mühendisliği mezunuyum. Ondan önce de Bornova Anadolu Lisesi’nde okudum. Arkadaşım Endüstri Mühendisliği mezunu, Antalya Koleji mezunu.

Kafamızda kendimizi rutin iş akışlarına bırakmaktansa kendi yapabileceklerimizi yapmak istedik. Bunun için de İstanbul’a geldik. Tam taşı toprağı altın hesabı… Tabi gelince bir de yüksek lisans programlarına kaydolduk. Ben Boğaziçi’nde yüksek lisans yapıyorum, arkadaşım Galatasaray’da. Gece programları bunlar. Arada hobilerimiz falan var, onları da yapıyoruz. Zevkli yani…

2- Projeniz hakkında birçok sorunun cevabı sık sorulan sorular kısmında verilmiş, ancak konuya giriş yapmak babından bir kez de burada sormak gerekirse, Promokart tam olarak ne işe yarar? Bu kartlara kimler nasıl sahip olabilir?

OÜ: Çok basit aslında. Promokart indirim/promosyon/fırsat kartı. Her bir promokart bir işletmeye ait, ve her bir promokartın üzerinde 4 tane indirim var.

İndirimlerin değeri çok yüksek. Yani, bir kart ile 100-150 lira indirim/bedava ürün vs. kazanma şansınız var. Değişik kategoriler var, yiyilecek, içilecek, gece gidilecek, saç kesilecek, paten yapılabilecek yerler var promokart işletmeleri arasında. Tabi, biz bu promokartları alışık olunanın aksine satıyoruz. Bütün promokartları topladık, bir araya koyduk, toplu bir şekilde satıyoruz. Baya da ucuza satıyoruz aslında.

3 – Projeniz ve Promokart hizmeti ne zaman başladı? Yazının devamını oku »

Etiketler:

Osmos Bir Oyundur

Posted by: nihilanth on: Kasım 11, 2009

osmos

Nereden buldum tam olarak hatırlamıyorum ama, yüklediğimden beri severek oynadığım güzel bir oyun bu. Bu tarz küçük çaplı oyunlar (World of Goo gibi) büyük yankı uyandırmaya başladı. Yapımcıların da bunu farketme ve günümüz yazılım teknolojisiyle bu eski tip minimalist zevklere hitap eden oyunlar üretme konusundaki gayretlerini takdir ediyorum. Yukarıdaki görüntü sizi aldatmasın. Oyunu çözdüğünüzde bu anlamsız gibi görünen karmaşık manzara yerini keyifli bir cümbüşe bırakıyor. Oyunun konusunun, Spore’un başlangıç bölümünün ve bazı eski arcade oyunlardan ilham alınarak geliştirildiğini söyleyebiliriz. Büyük balık küçük balığı yer, yedikçe büyür, en büyük olur ve bölüm değişir… Tabi ilerleyen bölümlerde ortamda sizin gibi yedikçe büyüyen cisimler ve daha sonra da sizle birleştiğinde yok edici özelliği olan anti-matter’larla karşılaştığınızda her şey daha büyük bir eğlenceye döner. Kimi zaman dap dar bir geçitten kurtulmaya çalışıyor kimi zaman büyük bir canlının peşine düşüyorsunuz. Bu sırada harika diyebileceğimiz sound track de oyunun atmosferine eşlik ediyor.

Bu güzel oyunu Hemisphere Games‘in web sitesinden 10$’a satın alarak indirebilirsiniz ya da demosunu deneyebilirsiniz. Şiddetle tavsiye olunur.

Etiketler: , ,

Olması Gerektiği Gibi Olan Bir Yazılım: Jdownloader

Posted by: nihilanth on: Kasım 11, 2009

jorge_david_3

Bahsedeceğim şey ne illegal, ne de yeni bilinen bir şey. Yine de sanırım birçoğumuzun haberi yoktur ve Rapidshare için ücret ödemeye devam ediyordur. O yüzden kısaca söz etmeyi faydalı buldum. Jdownloader, esasında bir download yönetme programı; ama içindeki pluginler sayesinde Rapidshare gibi birçok paylaşım sitesine yüklenen dosyalarla entegrasyonu söz konusu. Bu program ayrıca rapidshare’den örneğin indireceğiniz bir filmin linklerini kendi tarayıcınız üzerinde seçtiğiniz sırada otomatik olarak indirme kısmına atıyor ve sırayla indirmeye başlıyor. Ne başında durmanız gerekiyor, ne de farklı bir şey. Program ayrıca eğer kablonet kullanmıyorsanız modeminizi resetleyip bekleme süresini de minimuma indirebiliyor. Bu özelliği iptal da edebilirsiniz pek tabi. Ben kablonet kullandığım için resetleme yapmadan indiriyorum yani her 100 mb’lık part arasında 15 dk beklediğim halde günde iki film indirebiliyorum. Program Windows 7 uyumlu hale getirildiği için de ayrıca memnunum. Zira bundan önce biraz daha başarısız olan Cryptload’u kullanıyordum, o da problem yaratmaya başlamıştı. Programı kendi sitesinden indirebilirsiniz.

10. İzmir Kısa Film Festivali Sona Erdi

Posted by: gungik on: Kasım 10, 2009

Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, 10. yıl şerefine bu kez İzmirlileri gerçek bir festival havasına soktu. Bu sene, Fransız Kültür’ün küçük salonundan, dar antresinden kurtulduğumuz için mutluydum (Bu arada bu zamana kadar bizi o sıcacık atmosferinde barındıran Fransız Kültür’e de teşekkür borçluyuz). Gösterimler Hem İzmir Türk-Amerikan Derneği’nde hem de Yaşar Üniversitesi Selçuk Yaşar Kampüsü’nde yapıldı. Bu sayede benim gibi Bornovalılar da festivale daha kolay katılabildiler. Ayrıca bu yıl diğer yıllara kıyasla film aralarındaki gereksiz ve gerginlik yaratan boşlukların olmayışı da sevindirdi.

Haftalar öncesinde otobüs duraklarında görülebilecek afişler, bu yıl festivalin tanıtımına daha fazla özen gösterildiğini gösteriyordu. Belki de bu yıl daha fazla sponsor desteği olduğu içindir. Kursum dolayısıyla her gün sadece bir gösterim saatindeki kısaları izleyebildim. İzlediklerim arasından kurmacalarda “Prelude”, “Nor” ve “Lost paradise”ı beğendim. İtalya yapımı “Porque hay cosas que nunca se olvidan” ise salondaki kahkahalardan anladığım kadarıyla, benim gibi herkesi eğlendirdi. Belgesellerde “Özgürlüğe mahkum” dikkat çekiciydi.

Bu yıl “Lady muhtar”ı tekrar gösterime soktukları gibi ödül alan filmler listesinde belki seneye bu filmi de tekrar izleme şansımız olur diye düşünüyorum. Altın Kedi Ödülü alan kazanan filmlere gelince; Yazının devamını oku »

Susam Sokağı

Posted by: nihilanth on: Kasım 6, 2009

google

Bugün Google’ı açıp Edi ile Büdü’yü görüp heyecanlanmayan yoktur sanırım. Bir zamanlar televizyonumuzu süsleyen bu eşsiz program, bugün 40. yılını kutluyor. Çocukluğumda TRT’de yayınlanan versiyonu sayesinde, okuma yazmayı ve saymayı öğrendiğim ve İlkokul 1. sınıfı atlayıp 2′den başladığım programın hayatımdaki etkisi, 80′li yıllarda çocukluğunu yaşayan birçok insan gibi büyük. O, televizyonlarda yayınlanmasaydı ben de okuma-yazmayı erken öğrenemeyecek; dolayısıyla okula 1. sınıftan başlayacak ve tamamen farklı insanlarla karşılaşıp farklı bir hayat yaşayacaktım. Bugün, Susam Sokağı’nın, gelmiş geçmiş en başarılı çocuk programı olduğu konusunda herkes hemfikirdir sanırım.

Etiketler: ,

Twitter nihilanth

  • Mount&Blade Warband kapalı beta davetiyesi gelmiş mailime. Multiplayer'ı test edeceğim geceleyin. Bu arada blogda dünü yazdım. 11 hours ago
  • Tam Seksek'ten ayrılırken Beşiktaş'ın MANU'yu yendiği ana şahit olduk. Daha sonra Kapağı charles h duell'in evine attık. 1 day ago
  • Bornova Bornova: 4/5, Hemen ardından ekiple seksek'te söyleşi gerçekleşti. Hepsi de çok samimi ve yeteneğine inanacağınız insanlar. 1 day ago
  • 11.14 : 2.5/5, 2003 yılından Patrick Swayze ve Hilary Swank'lı eğlenceli bir film. 15 dakikalık olayı 82 dakikada anlatıyor.Çapraz kurgulu. 2 days ago
  • cgcore ile film takası yapıyoruz. 50 civarında film aldım, 100 civarında vericem sanırım. Hangi arada izlenecek bunlar ki.. 2 days ago