SARTRE : Karayolu Treni Projesi

30 May


Bu projeyi 2-3 sene önce duyduğum ilk günü hatırlıyorum. Yine bir gazetede okumuştum yanılmıyorsam. Müthiş bir fikir olarak gelmişti. Ancak geliştirilmesinin uzun zaman alabileceğini düşünmüştüm. Yanılmışım. Bugün ntvmsnbc’de projenin test sürüşlerinin yapıldığını duyduğumda heyecanlandım. SARTRE:  (Safe Road Trains for the Environment – Çevre için Güvenli Yol Trenleri) anlamına geliyor. Projede gerçek bir otoyolda test sürüşü tamamlanmış. Başarılan her teknolojinin kabul görmediğini ve devamlılığının olmadığını iyi biliyorum; ancak bu SARTRE, düzen, güvenlik, tasarruf ve aklıma gelmeyen birçok açıdan kabul görmesi gereken bir şey olduğunu düşünmekteyim. Zaten Avrupa Birliği tarafından desteklenmesi ve Volvo gibi bir firmanın öncülüğünü yapması buna işaret..  Volvo’nun araçları, bu teknolojiye çok kolay uyumlu hale getirilebiliyormuş. SARTRE’ı artık CERN gibi, takibe aldıklarım listesine ekledim.

Projenin özelliği, konvoya isteyen aracın katılabileceği ve böylelikle birlikte, tek bir şoförün kontrol ettiği seyahat olanağı; elbette bu “müfreze” denilen konvoylar ile ileride şirketler de şehirlerarası nakliyede çok büyük işler başarabilirler. Ne diyelim, umarım en kısa zamanda karayollarında bu konvoylara rastlarız. Türkiye yolları bunlara hazır mı bilinmez;ancak 2020′nin oto yolları elektrikli otomobiller ile müfrezelerin cirit attığı yollara dönüşür umarız.

Documentarist 2012 Ön Gösterim

30 May

Dün akşam Erkan ile birlikte Karga’daydık. Documentarist 1-6 Haziran arası gerçekleşecek, festivali karşılamak amacıyla eski filmlerden oluşan bir seçki düzenlemiş festival ekibi. Güzel de olmuş. 20.30 denmişti ama 10 dakika geç başladı program. Duvar, Bu Sahilde ve Bağdat isimli belgeselleri izledik. Arkadaşın yarın işi olduğu için bu kadarıyla yetinebildik (ben senelik izindeyim şükür ki) Ortalık yeterince kalabalıktı. Bir süre sandalyelerde oturduktan sonra yerimiz kapılınca en öne minderlere gittik.

Duvar’ı pek beğenmedim. Konu güzel olmasına rağmen biraz özensiz işlendiği hissine kapıldım. Bu Sahilde güzeldi. Aldığı ödülleri hak ediyor diyebilirim. Sadece bir gözlem ve basit birkaç kurgu ile böyle güzel bir film yapılabileceğini bize göstermiş yönetmenler. Bağdat filmini de çok beğendim. Konusu çok ilginç ve aslında “öteki” kavramının ve toplum yargılarının çok küçük topluluklardan başladığını gösterir nitelikteydi.

Programdan sonra Kadıköy’ün meşhur büfesi Şöhretler’de bir şeyler atıştırmak geceyi mutlu son ile bitirdi. Kartal’a 20 dk da geldik. Hafta içi akşam neyseki otoyol çok müsait.

Etiketler:, , ,

Push to Add Drama

28 May

Gerçek hayat ve sinema bu kadar iç içe olsa keşke…

[nahnu'da gördüm]

Alın Size Sıradışı Deneyim

6 Nis

Fırsat siteleri yeni bir çığır açtı. Bugün gmailimi açtığımda gelen onlarca mailden groupon’un şehir fırsatı dikkatimi çekti “Buldozer Kullanın”..

Metinden alıntılıyarak gidiyorum..

“Belki de hayatınız boyunca bir daha yaşayamayacağınız ilginç ve keyifli bir deneyim!”

Hayatımız boyunca bir daha yaşayamayabileceğimiz muhakkak.. Eğer kepçe operatörü değil isek..

“Mini kazıcı yükleyici, Kazıcı ve yükleyici ekskavatörlerden dilediğiniz birini kullanın!”

Ben özellikle mini kazıcı istiyorum ya da yükleyici istiyorum diyebilirsiniz, böyle bir sapıklığınız olabilir fevkalade.

“Alacağınız kısa eğitimin ardından tüm kumanda sizde!”

Burada amaç kesinlikle bir kepçe operatörü yetiştirmek değil ? Yoksa öyle mi?

“Kanal kazabilecek, hafriyat taşıyacak; hem eğlenip hem de stres atacaksınız!”

İşte işin rengi ortaya çıktı.. Sanırım taşeron işçi bulma sıkıntısı çekiyor.

“Bom boş ve engebeli arazide kanal açma , eşeleme ve taşıma gibi aktivitelerle kendinizi bir günlüğüne operatör gibi hissedebilirsiniz!”

En azından şu var abi, bir hafriyat çalışması gördüğünüzde “ben kullandım bunlardan” denilebilir, belki bu yüzden denenebilir.

“Mini Kazıcı Yükleyici’yi kadınlar ve çocuklar da rahatlıkla kullanabilir!”

Yani erkekler bitti sıra onlarda.

Bambaşka Bir Tecrübe Edinin! Buldozer Kullanma Deneyimi 300 TL Yerine 59 TL’den Başlayan Fiyatlarla!

Evet, her gün zaten kullandığımız bir şey, 300 müş 59 a düşmüş. Fiyatlarla diyor heralde boy boy artıyor fiyatlar.

Bir de şöyle bir not düşülmüş “Operasyon Kağıthane Cendere Cad. Tem Otoyolu üzerindeki kısa köprü altında gerçekleştirilecektir. Yeterli sayıya ulaşılmazsa, operasyon bir sonraki haftaya devredecektir.”

Bu fikri bulan ve metni hazırlayan arkadaşın emeğine sağlık :)

Not : Bu arada yazıyı hazırlarken 11 kişinin fırsatı satın almış olduğunu paylaşmak istiyorum.

Pera Film, Mart Ayı

3 Mar

Pera Müzesi’nde 3-25 Mart arası, çok da ilgi çekici olmayan bir program sunulmuş: Hollanda Gerçekçiliği Güncel Belgeseller”. Yine de ‘Kaplan Gözler’, ilgimi çekti. Gidilebilir.

KAPLAN GÖZLER

Yönetmen : Frank Scheffer
Hollanda, 2011, 53′
Hollandaca, Türkçe altyazıyla

Deneme-belgesellerin tanınmış yönetmeni Frank Scheffer, Kaplan Gözler filmini özel olarak 40. Rotterdam Film Festivali için yaptı. Film, festivalin geçtiğimiz kırk yılının farklı yüzlerini temsil eden uluslararası sinemacıların portrelerini sunuyor. Hangi sinemacıların seçileceğini festivalin önceki yıllardaki direktörleri belirledi. Film, sinemacılarla sanat tutkuları üzerine gerçekleştirilen derinlemesine röportajlardan oluşan bir mozaik. Sinemacıların bu sanat tutkusu, insana ve topluma yönelik keskin bir bakışla özdeşleşiyor. Filmde, sinemacıların kendi eserlerinden alınmış önemli sahneler bulunuyor ve Frank Scheffer ile kameraman Melle van Essen, farklı yönetmenlerin ilk ilham kaynaklarını öne çıkartıyor. Söz konusu yönetmenler: sürrealist sinemanın efsanevi ustası Raùl Ruiz (Şili); ikinci filmi Stranger Than Paradise ile başarılarla dolu bir kariyere başlamış olan Jim Jarmusch (ABD); başından beri festivalin takipçilerinden ve en son olarak Pina Bausch hakkında üç boyutlu bir belgesel çekmiş olan Wim Wenders (Almanya); uluslararası üne sahip İranlı sinemacı Abbas Kiarostami; 1993 yılında festivalin odak sinemacısı olarak belirlenmiş olan ve Das Weisse Band ile Altın Palmiye kazanan Michael Haneke (Avusturya); 2007 yılında festivalin odak sinemacısı olan ve önemli Bamako filminin yönetmeni Abderrahmane Sissako (Moritanya) ve Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives ile Altın Palmiye kazanan, Hubert Bals Fund’ın yıldızı Apitchatpong Weerasethakul (Tayland).

17 Mart Cumartesi 16:00
25 Mart Pazar 18:00

Mart Programı
Program Broşürü
Gösterim Programı

Bu arada wordpress hatırlatıyor: 300. yazım bu girdi ile birlikte yayınlanmış oldu.

8. İstanbul Japon Filmleri Festivali

8 Oca

26-29 Ocak ayı takvimimiz belli oldu. İzmir’de bir türlü katılamamıştım Japon filmleri gösterimine. Şimdi fırsatı kaçırmamak gerekiyor. Hem hafta içi hem hafta sonu müsait olanlar için ayrı ayrı filmler var. Yer Levent’te. Biz de pazar günü katılırız bir aksilik olmazsa. Continue reading 

Beytepe ve Büyülüfener

25 Ara

Gezici film festivalinin olduğu hafta Ankara’daydık. Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü misafi evlerinde kaldık. Öğrenci yakını olmak fark ediyor mu bilmiyorum ama günlük çift kişilik oda 65 TL. Kaloriferi, sıcak suyu ve duşu mevcut ve gayet temiz. Kampüs, şehir merkezinden uzakta, çok büyük bir alana kurulu. Birçok ağaç dikilmiş ama henüz çok fazla büyümemişler. İçeri girerken doğal olarak kimlik kontrolleri konusunda çok hassas davranıyorlar. Hem kampüs girişinde hem misafirhanede kimliklerimiz alındı. Birine ehliyeti diğerine kimliği vermek zorunda kaldık.Kampüs içinde otostop çok yaygın. Şehir merkezine giden servis ve bir otobüs dışında ulaşım sıkıntısı var. Çoğu öğrenci şahsi arabasıyla gidip geliyor. Ancak araba alacak maddi durumda olamayan onlarca hatta yüzlerce öğrenci de tıklım tıklım olan ve yarım saatte bir gelen ve belli saatlerde olmayan toplu taşıma yerine otostop çekmeyi yeğliyorlar.

Hava hayli soğuktu. Cuma günü Ankara Ekspresiyle güzel bir gece yolculuğuyla şehre geldik.Pendik’ten 23.02′de bindiğimiz tren, 07.05′de Ankara’daydı. Yolculuk zevkliydi fakat tren, verilen bilet ücretini tam olarak hak etmiyordu. Sabah metroya binip Kızılay’a gittik. Sora sora (zor da olsa) sinemamızı bulduk. Büyülü Fener Sineması henüz bilet satışına başlamamıştı. Kampüse gidip akşamüstü tekrar geldik.

Hem Dedemin İnsanlarını seyrettik hem de festivalden Melancholia’yı. Trier’in son filmi gerçekten etkileyici. Senaryo olarak Last Night‘ı ve Donnie Darko’yu andırdığını söylemek lazım. Çok beğendim.

Sinemanın içinde güzel bir de kafesi var. Yukarıda gördüğünüz duvar kağıdı olarak Yeşilçam’dan bazı kareler.. Her masada bir de bir sürü sinema dergisi var. Filmleri beklerken keyifle zaman geçirebilirsiniz.

Ankara enteresan bir şehir. Şehir merkezi haftasonu sabahı tıklım tıklım. Çoğunluk öğrenciler. Akşam ise tamamen boş. Hiçbir yerde hareket yok. İzmir ve İstanbul’dan sonra tercih edilmesi zor bir yer. Birisine yer soruyorsunuz çoğu yanlış tarif ediyor. Çoğu da bilmiyor. Taksiciler de dahil buna. Çoğu yere metro yapılmış fakat bazı güzergahlarda hareket etmiyor. Ulaşım imkanları çok gibi görünmesine rağmen kampüse belirli saatlerden sonra taksi dışında gidiş zor.

Kampüs Aralık ayının ilk günlerinde oldukça soğuktu. Sabah Aslı Börek’te kahvaltı yaptık. Normalde 13 TL olan kişi başı menü öğrencilerden dolayı 7 tl’ye düşürülmüş. Yoksa fazla müşteri gelmiyormuş. Kampüslerin ve öğrencilerin yaşadığı yerleri en çok kahvaltı yerlerinin ve çeşitlerinin çokluğundan seviyorum. Eskişehir’in eline hiçbir şehir bu konuda su dökemez elbette. Her neyse, güzel bir haftasonunu geçirdik Ankara’da. Trenle geldik, otobüsle döndük. Bir daha birkaç sene rotamızda olmadığını biliyoruz en azından. Yeni yerler lazım.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.