nihilanth.org

Orada sessiz sakin bir film gösterimi vardı

Posted by: nihilanth on: Aralık 9, 2009

4-10 Aralık tarihleri arasında 2. İtalyan Film Haftası ismiyle Alkazar sinemasında ve Pera Müzesi’nde yapılan film gösterimlerine dün 21.00′daki Giulia Non Esce La Sera (Giulia Akşamları Buluşmaz) filminin gösterimiyle katıldım. Sinemafanatik’ten Mire ile 4-5 senenin ardından ilk kez görüştük ve birlikte film seyrettik. Alkazar, bu tür organizasyonlarda her zaman ilk sıralarda salonunu paylaşan bir sinema. Oldukça eski, İstiklal’in göbeğinde olmasına rağmen çok fazla kişi uğramıyor ancak müdavimleri müstesna. İtalyan filmlerinin gösterimlerinde de salonda çoğunlukla yabancılar vardı. 7 aralıkta  izlediğimiz Giulia Non Esce La Sera, Giusseppe Piccioni isimli zatın yönettiği film. Yönetmen sinema okuluna katılıp sosyoloji bölümünden mezun olmuş. Daha sonra reklam sektöründe çalışmış. Kısa filmler çekmiş ve kendi yönetmenlik şirketini kurduktan sonra çektiği ilk uzun metraj olan Il grande Blek ile bazı ödüller kazanmış. Videoklipler de çeken yönetmenin bu filminde kariyerinden birçok izler bulmak mümkün. Film, prestijli bir edebiyat ödülü almak için sona kalan beş finalistten biri olan Guido hakkında. Yüzmeye başlayan Guida, havuzda esrarengiz yüzme öğretmeni Giulia ile tanışır ve olaylar gelişir…

Ertesi gün Marco Risi’nin Fortapasc isimli filmini seyrettim 16.00 seansında. 1985 yılında Il Mattino muhabiri 26 yaşındaki genç gazeteci Giancarlo Siani’nin öldürülüşünü anlatan film de kendini izlettiriyor. Yönetmenin tarihine baktığımızda güncel konular, politika ve gençler üzerinden hikayeler anlattığını görüyoruz. 365 all’alba, Soldati, Mery Per Sempre, Ragazzi fuori, Il Muro di Gomma, Il Branco gibi filmleri yöneten Marco Risi, daha sonra tarz değiştirip farklı filmler de çekmiş. Maradona: Tanrı’nın Eli belgeselinden bilenler vardır belki.

Günümüz İtalyan sinemasına ilgiliyseniz (aslında ben pek ilgili değilimdir) bu saydığım filmlere ve şu programda göreceklerinize bakabilirsiniz.

Altyazı – Boltart İşbirliği

Posted by: nihilanth on: Aralık 1, 2009

Uzun süredir Türk sinemaseverler için doygun ve kaliteli içerik üreten Altyazı dergisi ve farklı disiplinlere ait makaleler, söyleşiler ve fotoğraf projeleriyle internet üzerinden okurlarına ulaşan Boltart, bir süredir işbirliği içerisinde. Geçtiğimiz aylarda Altyazı’da bir sayfalık Boltart tanıtımı ile karşılaştım. Boltart’ın sitesine girdiğimde de Altyazı reklamı ile. Umarız bu işbirliği sadece tanıtım ve reklamlardan ibaret olmaz. Her iki platforma da başarılar diliyorum.

…..

Öte yandan Altyazı dergisinin internet sitesinden eski sayılarından önemli makale ve dosyalara artık ulaşabilecekmişiz. Boltart için yeni diyebileceğimiz haber ise Açık Çağrı. Buyrun buradan konu hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Etiketler: ,

2012 Satranç Olimpiyatları İstanbul’da Yapılacakmış

Posted by: nihilanth on: Aralık 1, 2009

Haber 1 sene eski; fakat ben bu sporu bir süredir çatı katında sakladığım için yeni haberim oluyor. Geçtiğimiz sene kasım ayında Almanya’da düzenlenen Olimpiyat’ta Türkiye, yaptığı lobi sayesinde Sırbistan’a karşı 95′e karşı 40 oy ile 2012 yılındaki Olimpiyatları düzenlemeye hak kazanmış. Bir satranç sever olarak bu habere çok sevindim elbette. İş Bankası’nın sponsorluğu ve TSF’nin gayretleri ülkemizde satrançın gelişimine oldukça katkı sağladı. 2 sene önce ben de lisans kartı çıkarmıştım. Henüz UKD sahibi olacak kadar turnuvaya girmemiş olsam bile önümüzdeki günlerde bunun için fırsat bulacağıma inanıyorum. Bu arada lisans vizelerinin internet üzerinden uzatılabiliyor olmasıyla bu sınırlı zamanlarımda bankaya gitmekten kurtulduğum için seviniyorum. Haber Ayrıntıları | Lisanslar hakkında bilgi

……………..

Öte yandan, geçtiğimiz gün, birkaç yıldır hastalığıyla ilgili tedavi görmekte olan Türk sinemasına az zamanda çok şey katmış usta yönetmen Ahmet Uluçay’ı kaybettik. Kendisinin Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filmini İzmir’deki Sema sinemasında 4-5 sene önce birkaç kişiyle birlikte seyretmiştim. Hemen yönetmeni araştırıp ilginç hikayesini okumuştum. Uluçay, geçtiğimiz sene rahatsızlığı arttığı için yeni filmi Bozkırda Deniz Kabuğu’nu tamamlayamadı. Umarım birgün birisi çıkar da yönetmenin kaldığı yerden devam eder. Sanırım ona verebileceğimiz en güzel teşekkür bu olurdu.

Bornova Bornova: Yönetmen ve Oyuncular ile Söyleşi

Posted by: nihilanth on: Kasım 26, 2009

25 Kasım 2009 tarihi, birçok devlet kurumunun grev dolayısıyla çalışmadığı bir gün olmasının yanı sıra, Bornova Bornova filminin yönetmeni İnan Temelkuran ve oyuncuları Kadir Çermik (Salih), Damla Sönmez (Özlem) ve Öner Erkan (Hakan)’ın katılımıyla Seksek’te gerçekleşen 2.5 saatlik harika bir söyleşi ile de hatırlanacak.

Sözlük yazarlarından meaculpa, Beyoğlu Alkazar sinemasının Bornova Bornova’yı göstereceği 18.45 seansını 19′da başlatmasına rağmen filme 10 dakika geç kaldım. Rica üzerine salona girdim. İçeride birçok ekşi sözlük yazarı varmış, sonradan farkettik; ancak insanlar birbirinden pek de haberdar olmadan seyretti filmi. Bornova Bornova’yı kısaca açıklamak gerekirse, Türkiye’nin sosyo-politik yapısı üzerine önemli bir mesajı olan, bir kentte yaşayan gençler üzerinden yerel bir hikaye anlatırken bir yandan da güldürüp eğlendiren bir film. Filmden hemen sonra Seksek Bar’a gittik. Henüz tüm konuklar gelmeden İnan Temelkuran ile karşılaştık ve henüz söyleşi start almadığı için ben aklımdaki soruları şimdiden sorayım dedim. Önce filmin donuk renkleri üzerinden, sonra kadronun ve senaryonun oluşumundan, sonra filmdeki ince ayrıntılardan söz ettik. İnan Temelkuran, İspanya’da sinema eğitimi almış, adını fazla duymadığımız ilk uzun metrajı olan Made in Europe’tan sonra Bornova Bornova‘yı çekmiş. Bertrand Blier, Lars von Trier severim dedi. (Bu arada orada söylemedim ama okuyorsa görecektir, Blier’in Les valseuses ve Mon homme’sinin bendeki yeri ayrıdır). Bir yönetmen daha söyledi fakat şu an hatırlayamadım. Filminde denediği birçok şeyin aslında sevdiği bazı yönetmenlerin denemiş olduğu stilleri severek tekrar etme olduğunu açıkladı (Reservoir Dogs’takine benzer bir şey flashback var filmde). Dokunulmazlar ve Potemkin Zırhlısı örneği verdi. Temelkuran için film çekmenin ne kadar zevkli bir iş olduğunu anlamış oldum ve bunları denemesini çok sevimli bulduğumu söyleyebilirim. “Bir hikayeyi bir sıradan olarak anlatmak var, bir de böyle şeyleri denemek var” diyerek farklı şeyler yapma konusundaki çabasını gösterdi. Filmdeki uzun sekansların bir çeşit deli cesareti olduğunu söyledi. Gerçi ben izleyenlerin bu sahneleri fazla uzun bulacağını da sanmıyorum, çünkü o sahnelerin kesilmesinin, filmin izleyiciye verdiği gözlemci etkisini azaltacağını düşünüyorum. (Bu arada merak edenler için, sözlükte yazıyormuş eskiden fakat sonra hesabı kaybolmuş ya da bir arkadaşı kullandığı için silinmiş)

Asıl Söyleşi Başlıyor.. Yazının devamını oku »

Heroes of Newerth Geliştiriliyor

Posted by: nihilanth on: Kasım 23, 2009

Warcraft 3′ün bir oyun kadar ön plana çıkan ve sürekli büyüyen multiplayer haritası DOTA‘nın geliştiricilerinin bunu artık farklı bir platforma taşıyıp geliştireceği bir süredir söyleniyordu. Tamamen aklımdan çıkan bu oyun bir arkadaşın gönderdiği “get beta key” linkiyle yeniden gündemime girdi. 5000 kişinin davet edildiği kapalı beta ile oyunu deneme fırsatım oldu. Oyun, beklenen multiplayer zevkini fazlasıyla vereceğe benziyor. Dota’da olup da bu oyunda olmayan oyun zevkini artıran birçok ayrıntı mevcut. Özellikle kurulum öncesi konfigürasyonlar çok yerinde. Oyunlar “noobs only, noobs allowed ve pro” şeklinde kuruluyor. Böylece oyunun bütün derdini title’da anlatmak için kasmaya gerek yok. Eskiden güçler üye oluş sırasına göre değerlendirilirdi. Yani eski üyeler, kesinlikle profesyoneldir diye bir inanç vardı. Şimdi öyle değil, istatistiğiniz bizzat tutuluyor. İlk üye oluşta 1500 puanda başlıyorsunuz ve kazanıp kaybettiğiniz oyunlara göre bu azalıp artıyor internetteki bir çok server’da olduğu gibi. Bu durumda gücünüz de ortaya çıkıyor. Ayrıca profil kartınız var, toplamda kaç kill yapmışsınız, kaç asist yapmışsınız, kaç kere ölmüşsünüz vs. vs. birçok ayrıntı mevcut… Yazının devamını oku »

Bu gece son gecemiz

Posted by: nihilanth on: Kasım 21, 2009

“Üç arabalı bir adam olarak ölmek istiyorum”

90′lı yıllar, sadece grunge ve pop müzik ile değil, bırakmış olduğu güzel filmlerle de anılmalı. 2000 yılını görecek olmak, birçok insan için tarif edilemez bir duyguydu. Kıyametin kopacağı söylentileri yerel asparagas gazetelerinin gündemini süslerken, “farkındalığa sahip” sinemacılara da eşsiz bir konu bırakıyordu. Dünyanın sonu temalı film deyince insanın aklına Deep İmpact, Armageddon, The Fifth Element gibi, görselliğiyle öne çıkan gişe filmleri gelir. Halbuki has seyircinin asıl haz aldığı, gerçek iz bırakan filmlerdir, The Cable Guy (1995) gibi, sağ gösterip sol vuranlardan.

Last Night (1998), The Strange Days (1995) ile beraber anılması gereken, Kanadalı Don Mckellar’ın hem yönetip hem başrolünde oynadığı eşsiz bir milenyum filmi. Aynı zamanda sinema dünyasına yeni bir yönetmeni kazandıran bir debut film.

Dünyanın sonunun neden ve nasıl geldiği ile ilgilenmiyor. Film, tamamen insanların o gün hissettikleri üzerine yoğunlaşmış. Tam olarak bir korku hakim değil, dünyanın sonuna ulaşabilmiş ve buna şahit olacak olmanın verdiği entelektüel bir olgunluk söz konusu. Radyoda tüm zamanların en güzel 500 şarkısı son kez çalarken hissedilen sükunet de buna işaret ediyor. Son günde kimi bir türlü veremediği konserini veriyor. Kimisi ailesiyle, kimisi dua ederek, kimisi de bir yılbaşını bekler gibi sokak partisiyle geçiriyor bu geceyi. En kötüsü de yalnız ve yetersiz hissetmek, daha önce denemediği her şeyi deneme, içindeki eksiklik duygusunu sonlandırmayı çabaladıklarına şahit olmak..

David Cronenberg’in de önemli bir karakteri canlandırdığı Last Night, dünyanın son 6 saati kaldığını bilseniz 1.5 saatini izlemeye ayırabileceğiniz bir film.

Etiketler: ,

Göze Çarpanlar

Posted by: nihilanth on: Kasım 19, 2009

Önceki haftalarda dikkatimi çeken yeni ve ilginç bloglardan bahsetmiştim. Devam edelim, bu sefer de kıstas, öncelikle göze hoş gelen bloglar olsun: Karşı Açı, Moroccom, Sinema Manyakları ve Yucinematek…

Karşı Açı, Göz atmayan sinema severlerin çok şey kaçıracağı, dolu dolu bir blog. Uzun yazılar, incelemeler okumak istiyorsanız doğru adrestesiniz. Sağ taraftaki yabancı sinema kaynakları ise gözümden kaçmadı.

Moroccom, Sinemasal bölümünde sıradışı diyebileceğim sinema yazıları yayınlıyor. Kimi zaman bir filme şiir yazılıyor, kimi zaman bir sinema kitabı tanıtılıyor. Bu film hakkında yazdım bir kez daha yazmayayım dememiş benim gibi. Aklına bişeyler geldikçe yazmaya devam ediyor. Ne güzel.

Sinema Manyakları, SİYAD’ın vizyona giren filmlerin değerlendirmelerinden oluşan listeleri analiz ediyor.

Yucinematek Ekşi sözlük yazarlarından ug tek’in sinema blogu. Genelde sözlükte ve benzeri piyasalarda popüler diyebileceğimiz Los amantes del circula polar, District 9, Battle Royale gibi filmler üzerine yazılardan oluşuyor. Yazılar günlük konuşma diliyle yazılmış ve genelde filmin hikayesi üzerine.

…………………………………………….

Son olarak, özel olarak bahsetmek istediğim bir şey var. Türkiye’de birçok çizgi romanın çevirisini yapmış, aynı zamanda yayıncı olan, Ekşi sözlük’te babel nickiyle bilinen Emre Yerlikhan, 15 Kasım’da H1N1 hastalığından hayatını kaybetmiş. Sevenlerinin başı sağolsun. Kendisinin blogu olan The Hanging Gardens‘ı da bu yazımda anmak istiyorum. Şurada yaptığı Gazeteci ve televizyoncuların twitter sayfaları çalışması da çok faydalı.

Pre-Cinema History: Sinemanın Önceki Tarihi

Posted by: nihilanth on: Kasım 15, 2009

precinema

Geçtiğimiz aylarda İstanbul Oyuncak Müzesi’ni gezdiğimde, sinemanın ortaya çıkışından çok önceleri, insanlara film hissi veren bazı makineleri görüp heyecanlanmıştım. Sinema öncesi tarihi araştırma fikrim buradan ortaya çıkmıştı ki, karşılaştığım site, “Senin hiçbir şey yapmana gerek yok, ben hepsini araştırdım” diyordu adeta. Precinemahistory.net, 10 yıldan fazla süredir online olan ve 1 milyondan fazla ziyaretçiye ulaşmış, övgüyü fazlasıyla hak eden bir site. Milattan Önce 900′lü yıllardan başlayarak 1900′lere kadar, sinemanın gelişmesine yardımcı olan her bilim ve her insan hakkında bilgi veriyor. Siteyi inceledikçe daha fazla seviyor insan.

Yeni Bir Girişim: Promokart

Posted by: nihilanth on: Kasım 12, 2009

promokart

Promokart, Oğuzcan Ünver ve Celal Mimaroğlu isimli iki arkadaşın girişimiyle oluşturulmuş bir sistem. Geçtiğimiz gün ekşi sözlük’te tesadüf eseri karşılaşıp web sitelerini incelediğimde, henüz yeni sayılabilecek bu projenin sahipleriyle bir röportaj yapıp bu ilginç bulduğum projeyi hem blogumda paylaşmak hem de girişimci arkadaşlara destek olmak istedim.

Oğuzcan ve Celal çeşitli kategorilerde birçok mekan ile anlaşıp tüketicilerin (yani bizim) kullanabileceğimiz indirim ve promosyon kartları üretiyorlar. Her promosyon kartı üzerinde 4 farklı seçenek bulunuyor. Bu seçeneklerle sahip olacaklarınız elbette mağazaların ya da mekanların normalde yapmadığı indirimler oluyor ve gerçekten çok avantajlı olabiliyor. Proje hakkında ayrıntıları yazının devamında konuştuk. Mail üzerinden gerçekleştirdiğimiz röportaj esnasında soruları Oğuzcan Ünver cevapladı.

1 – Kendinizden bahseder misiniz?

Oğuzcan Ünver: Ben ODTÜ Kimya Mühendisliği mezunuyum. Ondan önce de Bornova Anadolu Lisesi’nde okudum. Arkadaşım Endüstri Mühendisliği mezunu, Antalya Koleji mezunu.

Kafamızda kendimizi rutin iş akışlarına bırakmaktansa kendi yapabileceklerimizi yapmak istedik. Bunun için de İstanbul’a geldik. Tam taşı toprağı altın hesabı… Tabi gelince bir de yüksek lisans programlarına kaydolduk. Ben Boğaziçi’nde yüksek lisans yapıyorum, arkadaşım Galatasaray’da. Gece programları bunlar. Arada hobilerimiz falan var, onları da yapıyoruz. Zevkli yani…

2- Projeniz hakkında birçok sorunun cevabı sık sorulan sorular kısmında verilmiş, ancak konuya giriş yapmak babından bir kez de burada sormak gerekirse, Promokart tam olarak ne işe yarar? Bu kartlara kimler nasıl sahip olabilir?

OÜ: Çok basit aslında. Promokart indirim/promosyon/fırsat kartı. Her bir promokart bir işletmeye ait, ve her bir promokartın üzerinde 4 tane indirim var.

İndirimlerin değeri çok yüksek. Yani, bir kart ile 100-150 lira indirim/bedava ürün vs. kazanma şansınız var. Değişik kategoriler var, yiyilecek, içilecek, gece gidilecek, saç kesilecek, paten yapılabilecek yerler var promokart işletmeleri arasında. Tabi, biz bu promokartları alışık olunanın aksine satıyoruz. Bütün promokartları topladık, bir araya koyduk, toplu bir şekilde satıyoruz. Baya da ucuza satıyoruz aslında.

3 – Projeniz ve Promokart hizmeti ne zaman başladı? Yazının devamını oku »

Etiketler:

Osmos Bir Oyundur

Posted by: nihilanth on: Kasım 11, 2009

osmos

Nereden buldum tam olarak hatırlamıyorum ama, yüklediğimden beri severek oynadığım güzel bir oyun bu. Bu tarz küçük çaplı oyunlar (World of Goo gibi) büyük yankı uyandırmaya başladı. Yapımcıların da bunu farketme ve günümüz yazılım teknolojisiyle bu eski tip minimalist zevklere hitap eden oyunlar üretme konusundaki gayretlerini takdir ediyorum. Yukarıdaki görüntü sizi aldatmasın. Oyunu çözdüğünüzde bu anlamsız gibi görünen karmaşık manzara yerini keyifli bir cümbüşe bırakıyor. Oyunun konusunun, Spore’un başlangıç bölümünün ve bazı eski arcade oyunlardan ilham alınarak geliştirildiğini söyleyebiliriz. Büyük balık küçük balığı yer, yedikçe büyür, en büyük olur ve bölüm değişir… Tabi ilerleyen bölümlerde ortamda sizin gibi yedikçe büyüyen cisimler ve daha sonra da sizle birleştiğinde yok edici özelliği olan anti-matter’larla karşılaştığınızda her şey daha büyük bir eğlenceye döner. Kimi zaman dap dar bir geçitten kurtulmaya çalışıyor kimi zaman büyük bir canlının peşine düşüyorsunuz. Bu sırada harika diyebileceğimiz sound track de oyunun atmosferine eşlik ediyor.

Bu güzel oyunu Hemisphere Games‘in web sitesinden 10$’a satın alarak indirebilirsiniz ya da demosunu deneyebilirsiniz. Şiddetle tavsiye olunur.

Etiketler: , ,

Twitter nihilanth