Posted by: nihilanth on: Kasım 12, 2009

Promokart, Oğuzcan Ünver ve Celal Mimaroğlu isimli iki arkadaşın girişimiyle oluşturulmuş bir sistem. Geçtiğimiz gün ekşi sözlük’te tesadüf eseri karşılaşıp web sitelerini incelediğimde, henüz yeni sayılabilecek bu projenin sahipleriyle bir röportaj yapıp bu ilginç bulduğum projeyi hem blogumda paylaşmak hem de girişimci arkadaşlara destek olmak istedim.
Oğuzcan ve Celal çeşitli kategorilerde birçok mekan ile anlaşıp tüketicilerin (yani bizim) kullanabileceğimiz indirim ve promosyon kartları üretiyorlar. Her promosyon kartı üzerinde 4 farklı seçenek bulunuyor. Bu seçeneklerle sahip olacaklarınız elbette mağazaların ya da mekanların normalde yapmadığı indirimler oluyor ve gerçekten çok avantajlı olabiliyor. Proje hakkında ayrıntıları yazının devamında konuştuk. Mail üzerinden gerçekleştirdiğimiz röportaj esnasında soruları Oğuzcan Ünver cevapladı.
1 – Kendinizden bahseder misiniz?
Oğuzcan Ünver: Ben ODTÜ Kimya Mühendisliği mezunuyum. Ondan önce de Bornova Anadolu Lisesi’nde okudum. Arkadaşım Endüstri Mühendisliği mezunu, Antalya Koleji mezunu.
Kafamızda kendimizi rutin iş akışlarına bırakmaktansa kendi yapabileceklerimizi yapmak istedik. Bunun için de İstanbul’a geldik. Tam taşı toprağı altın hesabı… Tabi gelince bir de yüksek lisans programlarına kaydolduk. Ben Boğaziçi’nde yüksek lisans yapıyorum, arkadaşım Galatasaray’da. Gece programları bunlar. Arada hobilerimiz falan var, onları da yapıyoruz. Zevkli yani…
2- Projeniz hakkında birçok sorunun cevabı sık sorulan sorular kısmında verilmiş, ancak konuya giriş yapmak babından bir kez de burada sormak gerekirse, Promokart tam olarak ne işe yarar? Bu kartlara kimler nasıl sahip olabilir?
OÜ: Çok basit aslında. Promokart indirim/promosyon/fırsat kartı. Her bir promokart bir işletmeye ait, ve her bir promokartın üzerinde 4 tane indirim var.
İndirimlerin değeri çok yüksek. Yani, bir kart ile 100-150 lira indirim/bedava ürün vs. kazanma şansınız var. Değişik kategoriler var, yiyilecek, içilecek, gece gidilecek, saç kesilecek, paten yapılabilecek yerler var promokart işletmeleri arasında. Tabi, biz bu promokartları alışık olunanın aksine satıyoruz. Bütün promokartları topladık, bir araya koyduk, toplu bir şekilde satıyoruz. Baya da ucuza satıyoruz aslında.
3 – Projeniz ve Promokart hizmeti ne zaman başladı? Yazının devamını oku »
Posted by: nihilanth on: Kasım 11, 2009

Nereden buldum tam olarak hatırlamıyorum ama, yüklediğimden beri severek oynadığım güzel bir oyun bu. Bu tarz küçük çaplı oyunlar (World of Goo gibi) büyük yankı uyandırmaya başladı. Yapımcıların da bunu farketme ve günümüz yazılım teknolojisiyle bu eski tip minimalist zevklere hitap eden oyunlar üretme konusundaki gayretlerini takdir ediyorum. Yukarıdaki görüntü sizi aldatmasın. Oyunu çözdüğünüzde bu anlamsız gibi görünen karmaşık manzara yerini keyifli bir cümbüşe bırakıyor. Oyunun konusunun, Spore’un başlangıç bölümünün ve bazı eski arcade oyunlardan ilham alınarak geliştirildiğini söyleyebiliriz. Büyük balık küçük balığı yer, yedikçe büyür, en büyük olur ve bölüm değişir… Tabi ilerleyen bölümlerde ortamda sizin gibi yedikçe büyüyen cisimler ve daha sonra da sizle birleştiğinde yok edici özelliği olan anti-matter’larla karşılaştığınızda her şey daha büyük bir eğlenceye döner. Kimi zaman dap dar bir geçitten kurtulmaya çalışıyor kimi zaman büyük bir canlının peşine düşüyorsunuz. Bu sırada harika diyebileceğimiz sound track de oyunun atmosferine eşlik ediyor.
Bu güzel oyunu Hemisphere Games‘in web sitesinden 10$’a satın alarak indirebilirsiniz ya da demosunu deneyebilirsiniz. Şiddetle tavsiye olunur.
Posted by: nihilanth on: Kasım 11, 2009
![]()
Bahsedeceğim şey ne illegal, ne de yeni bilinen bir şey. Yine de sanırım birçoğumuzun haberi yoktur ve Rapidshare için ücret ödemeye devam ediyordur. O yüzden kısaca söz etmeyi faydalı buldum. Jdownloader, esasında bir download yönetme programı; ama içindeki pluginler sayesinde Rapidshare gibi birçok paylaşım sitesine yüklenen dosyalarla entegrasyonu söz konusu. Bu program ayrıca rapidshare’den örneğin indireceğiniz bir filmin linklerini kendi tarayıcınız üzerinde seçtiğiniz sırada otomatik olarak indirme kısmına atıyor ve sırayla indirmeye başlıyor. Ne başında durmanız gerekiyor, ne de farklı bir şey. Program ayrıca eğer kablonet kullanmıyorsanız modeminizi resetleyip bekleme süresini de minimuma indirebiliyor. Bu özelliği iptal da edebilirsiniz pek tabi. Ben kablonet kullandığım için resetleme yapmadan indiriyorum yani her 100 mb’lık part arasında 15 dk beklediğim halde günde iki film indirebiliyorum. Program Windows 7 uyumlu hale getirildiği için de ayrıca memnunum. Zira bundan önce biraz daha başarısız olan Cryptload’u kullanıyordum, o da problem yaratmaya başlamıştı. Programı kendi sitesinden indirebilirsiniz.
Posted by: gungik on: Kasım 10, 2009
Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, 10. yıl şerefine bu kez İzmirlileri gerçek bir festival havasına soktu. Bu sene, Fransız Kültür’ün küçük salonundan, dar antresinden kurtulduğumuz için mutluydum (Bu arada bu zamana kadar bizi o sıcacık atmosferinde barındıran Fransız Kültür’e de teşekkür borçluyuz). Gösterimler Hem İzmir Türk-Amerikan Derneği’nde hem de Yaşar Üniversitesi Selçuk Yaşar Kampüsü’nde yapıldı. Bu sayede benim gibi Bornovalılar da festivale daha kolay katılabildiler. Ayrıca bu yıl diğer yıllara kıyasla film aralarındaki gereksiz ve gerginlik yaratan boşlukların olmayışı da sevindirdi.
Haftalar öncesinde otobüs duraklarında görülebilecek afişler, bu yıl festivalin tanıtımına daha fazla özen gösterildiğini gösteriyordu. Belki de bu yıl daha fazla sponsor desteği olduğu içindir. Kursum dolayısıyla her gün sadece bir gösterim saatindeki kısaları izleyebildim. İzlediklerim arasından kurmacalarda “Prelude”, “Nor” ve “Lost paradise”ı beğendim. İtalya yapımı “Porque hay cosas que nunca se olvidan” ise salondaki kahkahalardan anladığım kadarıyla, benim gibi herkesi eğlendirdi. Belgesellerde “Özgürlüğe mahkum” dikkat çekiciydi.
Bu yıl “Lady muhtar”ı tekrar gösterime soktukları gibi ödül alan filmler listesinde belki seneye bu filmi de tekrar izleme şansımız olur diye düşünüyorum. Altın Kedi Ödülü alan kazanan filmlere gelince; Yazının devamını oku »
Posted by: nihilanth on: Kasım 6, 2009

Bugün Google’ı açıp Edi ile Büdü’yü görüp heyecanlanmayan yoktur sanırım. Bir zamanlar televizyonumuzu süsleyen bu eşsiz program, bugün 40. yılını kutluyor. Çocukluğumda TRT’de yayınlanan versiyonu sayesinde, okuma yazmayı ve saymayı öğrendiğim ve İlkokul 1. sınıfı atlayıp 2′den başladığım programın hayatımdaki etkisi, 80′li yıllarda çocukluğunu yaşayan birçok insan gibi büyük. O, televizyonlarda yayınlanmasaydı ben de okuma-yazmayı erken öğrenemeyecek; dolayısıyla okula 1. sınıftan başlayacak ve tamamen farklı insanlarla karşılaşıp farklı bir hayat yaşayacaktım. Bugün, Susam Sokağı’nın, gelmiş geçmiş en başarılı çocuk programı olduğu konusunda herkes hemfikirdir sanırım.
Posted by: nihilanth on: Kasım 1, 2009
Kasım-Aralık ayı sinema seyircisini mutlu edecek festivallerle dolu. Sinema Etkinlik Takvimi’nde yer alan filmleri tekrar hatırlayalım.
10. Uluslarası İzmir Kısa Film Festivali – 3-8 Kasım 2009, Yer: İzmir Türk-Amerikan Derneği / Alsancak , Yaşar Üniversitesi Selçuk Yaşar Kampüsü / Bornova
20. İstanbul Kısa Film Festivali – 4-11 Kasım 2009, Yer: Fransız Kültür, Alman Kültür, Pera Müzesi
4. Uluslararası İpekyolu Film Festivali – 14-22 Kasım 2009, Yer: Bursa
12. 1001 Belgesel Film Festivali – 4 – 11 Aralık 2009, Yer: İstanbul
12. Uluslararası Sinema Tarih Buluşması – 11-17 Aralık 2009, Yer: İstanbul
15. Gezici Film Festivali – 4-20 Aralık 2009, Şehirler: Ankara, Artvin, Üsküp
nihilanth.org’da 10. İzmir Kısa Film Festivali, 20. İstanbul Kısa Film Festivali ve 4. Uluslararası Bursa İpekyolu Film Festivali’nde gösterilen filmler hakkındaki yazılara önümüzdeki günlerde ulaşabileceksiniz.
Posted by: nihilanth on: Ekim 31, 2009
Son zamanlarda izlediğim filmlerin hepsi ayrı bir yazı konusu olabilirdi; fakat önceden dediğim gibi bu filmler çoğu sinema blogunda yazılan yazılarla konuşulduğu için benim için çok çok özel olmadıkça hepsini ayrı yazı konusu yapmayı sevmiyorum. Hepsini bir yazıda toplayıp kısaca yazmanın daha anlamlı olacağını düşünüyorum. İsteyen, bulur izler yine.
Paranormal Activity
“Elimde kamera, olan biteni siz değerli seyircilerin takdirine sunuyorum” ekolünden bir diğer film Paranormal Activity. Blair with Project’i izlemesek, Cloverfield’dan haberimiz olmasa, yine yakın zamanda Rec filmiyle sarsılmasak bir nevi etkileyecektir bizi. Ancak bu durumda sadece bir sonraki sahnenin ne olacağını merak ettirmekten öteye geçemiyor. Gece karanlıkta izlemenin korku katsayısını artıracağı film bu haliyle bile oldukça yankı uyandırdı. 3/5
Whatever Works
Woody Allen’ın şahsi tarihindeki 41. filmi, benim de izlediğim 37. filmi oluyor. Bir ara Allen’ın sadece benim için filmler çektiğini düşünecek duruma bile gelmiştim. Ancak çok şükür ki bu hastalıklı düşüncemden kurtuldum. Woody Allen ile tanışıklığınız henüz yeni ise sizi saracak, hoşunuza gidecek bir film olarak bakıyorum ben bu filme. 3/5
Das Weisse Band
Filmekimi’nin en etkili filmlerinden biriydi şüphesiz. Film, bakış açısına göre farklı dersler verir nitelikteydi, bu senenin hayal kırıklığı yaratmayan büyük yapımları arasında yer aldı. 4/5
Polytechnique
İzmir Kısa Film Festivali’nde “Next Floor” isimli kısa filmini izlediğim (aynı zamanda birinci geldi bu film yarışmada) yönetmen Denis Villeneuve’in bu filmi, 1989′da Montrö’deki bir teknik üniversitede yaşanan katliamı, sorgulayıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. Beklediğimden daha iyi olabilirdi şüphesiz 3/5
Valhalla Rising
Bir filmden fazla bir beklentiniz olmaz; ama yine de bir umutla seyredersiniz ya, bu film de öyle oldu benim için. Sinema salonu da zaten neden orada olduğunu bilmeyen insanlarla doluydu. Bu grubun yarısı filmi terketti. Normalde biletine para verdiğim filmi, yarıda kestiğim, senede bir başıma gelen bir hadisedir. Ancak bu sefer, akşam trafiğine kapılmamak için, filmin son 20 dakikalık bölümünde “hadi bana eyvallah” dedim ve hızlı adamlarla kaçtım. Elbette bir Aguirre: Wraith of God etkisi beklemediğim kesin olan film ne kadar kötü olursa olsun ilginç bir denemeydi 2/5
Antichrist
Lars Von Trier’in, beklediğimden hayli farklı çıkan bu filminden oldukça etkilendim. Birkaç gün üzerinde düşündüm ve yeni film seyretmek istemedim. Bu etkiyi yaratan az sayıda film görüyor insan bir sene içerisinde. 4/5
Posted by: nihilanth on: Ekim 30, 2009

Burçak Evren’in çabalarıyla başlayan İpek Yolu Film Festivali’nin bu yıl 4.sü yapılıyor. İpek Yolu Film Festivali, henüz çok yeni olduğu halde her geçen yıl kendini geliştiren ve bu haliyle bile oldukça yeterli olan bir festival. Geçen sene düzenlendiğinde gidip gerçekten ucuz denebilecek fiyatlarda birkaç film seyretmiştim. Bu seneki festival de 14-22 Kasım tarihleri arasında düzenleniyor. Yine katılmayı düşünüyorum. Festivalin ulusal uzun metraj bölümünde yarışacak filmler geçtiğimiz gün açıklandı. Bu sene ulusal uzun metraj film kategorisinde yarışacak filmler arasında yeni dikkat çekici yapımların yanı sıra önceden seyrettiğimiz “Mommo: Kız Kardeşim” gibi filmler de bulunuyor.
Acı – Cemal Şan
Başka Dilde Aşk – İlksen Başarır
Benim ve Roz’un Sonbaharı – Handan Öztürk
Deli Deli Olma – Murat Saraçoğlu
Gölgesizler – Ümit Ünal
İlkbahar Sonbahar – Yavuz Özkan
Kara Bulut – Theron Patterson
Kara Köpekler Havlarken – Mehmet Er & Maryna Gorbach
Mommo: Kız Kardeşim – Atalay Taşdiken
Yedi Avlu – Semir Aslanyürek
Gösterilecek filmler detaylı olarak yakında açıklanacaktır muhtemelen. Burada fırsat bulursam izleyeceğim filmleri saymak gerekirse: Kara Köpekler Havlarken, Başka Dilde Aşk, Benim ve Roz’un Sonbaharı, Gölgesizler ve Uzak İhtimal (Uluslararası yarışmada gösterileceği açıklandı). Umarız daha çok film gelir ve daha çok izleme fırsatı buluruz.
Posted by: nihilanth on: Ekim 30, 2009
Dün bir gazete okuduğum haberi daha önce hiç duymamıştım. Söylenene göre, robot resmi çizilmiş bu adam, binlerce kadının rüyasına giriyor. Adamı görenlerin hepsinin söylediği şey ise, bu adamı gördükten sonra huzurlu bir şekilde uyandığı ve adamın kadının hayatına dair bazı öneriler getirdiği.
İlk kez 2006′da Newyork’ta ortaya çıkan olay, daha sonra çeşitli şehir ve ülkelerde yayılarak 2000 den fazla kadının ortak rüyası haline gelmiş.
Bu adam kim olabilir? Neden hep kadınların rüyasına giriyor? Thisman.org isimli web sitesini biraz kurcaladığımda, çeşitli teorilerle karşılaştım. Şimdi anladığım kadarıyla bunlara değinelim.
İlkörnek Teorisi (Jung)
Jung’un psikoanalitik teorisine göre, bu adam, duygusal gelişmeler, hayatımızdaki dramatik değişiklikler ve stresli durumların kolektif bilinçaltında ürettiği bir imge ve gerçekte var olan biri değil.
Dinsel Teori
Bu teoriye göre bu adam yaratıcının kendini beyan etmek istediği bir görüntüsü. Bu yüzden rüyada söylediği direktifleri ve sözlerine kararlı bir şekilde uyuluyor.
Rüya Sörfçüsü Teorisi
Bu teori hayli ilgimi çekti. Bana olasılıklı gelse de günümüz bilimi düşünüldüğünde olma ihtimali en düşük olan teorilerden. Bu teoriye göre bi adam ya da bir bilimadamı, insanların rüyasına girmenin bir yolunu buldu ve 2006′dan beri meydana gelen bu olaylar, o kişinin deneylerinden ibaret. Kimileri bu adamın gerçek hayatta bu yüzle yaşadığını, kimileri ise farklı bir yüzle yaşadığını düşünüyor. Bu teoride korkulan diğer nokta ise bunun bir şirket tarafından yaratılmış karakter olduğu.
Rüya Taklidi Teorisi
Bu bilimsel psiko-sosyal teori ise olayı daha düz bir şekilde açıklıyor. Bu duruma göre, rüyada görülen bu adamın anlatılması ve birilerine tarif edilmesi sonucu ondan etkilenen diğer insanlar da benzer rüyalar görmeye başlıyor.
Gündüz Tanıma Teorisi
Sitede ‘Daytime Recognition Theory’ olarak geçen bu teoride olay yine çok basite indirgenmiş. Normalde rüyada gördüğümüz insanların yüzlerini hatırlamayız fakat bu adam görüldükten sonra insanlar rüyada gördükleri adamları bu adamın yüzüyle ifade etmeye başlar. Beyin kolaya gider ve bunun o olduğuna inandırır bizi demiş.
Çeşitli şehirlere asılan ilanlar da olayı çığırından çıkartacaktır iyice muhtemelen. Bilemiyorum sizin bu konularda düşünceleriniz neler.. Aslında onlarca teori daha üretilebilir gibime geliyor. Eğer son iki teori gibi görece alakasız bir nedenden geliyorsa vay halimize diyorum ama konu yine de iyi bir şekilde araştırılmalı diye düşünüyorum.
Posted by: nihilanth on: Ekim 29, 2009
![]()
Cameron, herkesin sevebileceği filmler çeken bir yönetmen. The Terminator, Aliens, The Abyss, Terminator 2, Titanic gibi unutulmayacak filmlerin yanı sıra, eski eşi yönetmen Kathryn Bigelow‘un çektiği Strange Days filminin de senaryosunu yazan kişi.
(Bu arada Cameron’un Avatar’ı, Avatar The Last Airbender çizgi filminden bağımsız bir yapım. Çizgi filmi, The Last Airbender adıyla M. Night Shymalan sinemaya uyarlıyor. Shymalan, bozulan seyirci güvenini bu filmiyle yeniden kazanabilecek mi göreceğiz)
Avatar’da, Alien serilerinin Ripley’i ve Death and the Maiden’da da başrolde oynayan Sigourney Weaver, “Lost” dizisinden hatırlanan Michelle Rodriguez, New Jerseyli aktris Zoe Saldana ve birçok film ve dizide rol alan aktör Giovanni Ribisi gibi isimler de yer alıyor.
Film 18 Aralık 2009 da ülkemizde dünya ile aynı anda vizyona giriyor.
Filmin yayınlanmış resmi fotoğraflarına flickr üzerinden ulaşabilirsiniz. Resmi site : www.avatarmovie.com
Son Yorumlar