nihilanth.org

filmler,oyunlar,müzik ve internet | renaissance

Bir Çırpıda Stanley Kubrick Belgeseli Nisan 12, 2006

Kategori: Filmler-Sinema — nihilanth @ 9:38 am

Stanley Kubrick : A Life in Pictures belgeselini izlerken tuttuğum, Kubrick hakkında bilinmesi gereken şeyleri içeren notlarımı paylaşayım dedim.Kubrick 1928 yılında Newyork’ta doğup büyüyor, varlıklı bir ailenin çocuğu, bir hanım evladı gibi yetişiyor.Çok kitap okuyor, ayrıca arkadaşlarına şaka yapmayı ve oyun oynamayı seviyor. Annesinden çok destek buluyor. Babası fotoğrafla ilgilendiği için o da fotoğrafa ilgi duyuyor ve ilk çekimlerine başlıyor. 16 yaşında çektiği ilk fotoğraf zamanın ünlü dergisi ‘Look’ a satılıyor. Kubrick ondan sonra Look dergisinde çalışıp zamanın ünlü boks maçlarının fotoğraflarını çekmeye başlıyor…Daha sonra ilk kısa filmi Day of the fight ı çekiyor. Bu filmde boks ile ilgili. Filmin finalindeki dövüş sahnesi gerçek. Kubrick daha sonra kısa belgeseller çekiyor ve 1953 yılında ilk uzun metrajı olan Fear and Desire geliyor. Daha sonra Killer’s Kiss filmi geliyor bu filmin çekim aşamasında Kubrick çok parasız durumda. 30 dolarlık işsizlik maaşını çekerek filmin bütçesini karşılamaya çalışıyor. Kubrick daha sonra yapımcı Jim Harris ile tanışıyor. Fakat ellerinde film çekmek için konu yok. İşte bu noktada kitap araştırmaya başlıyorlar. Kubrick’in filmleri kitaplardan uyarlama alışkanlığı buradan geliyor.

Kubrick Oscarlı görüntü yönetmeni Lucien Balard ile tanışıyor. The Killing filminin çekimleri sırasında görüntü yönetmeniyle mercek konusunda tartışmaya giriyor ve Kubrick aynen şöyle diyor ‘Kamerayı istediğim mercekle istediğim yere koy yoksa seti terket ve devam etme’ Lucien mecburen kabul ediyor ve Kubrick’in bu konudaki başarısını görünce bir daha hiç tartışmıyorlar. The Killing filmi ticari bir başarı olmasa da Kubrick’in adının duyulmasına yardımcı oluyor. Daha sonra Paths of Glory ilk çıktığında beğenilmiyor -ki harika bi filmdir- Kubrick, Paths of Glory filminde oynattığı, filmin son sahnesinde söylediği şarkıyla herkesi ağlatan Alman hatunla evleniyor (ne güzel değil mi) {Ara bilgi : Paths of Glory Fransa’da 20 yıl yasaklanıyor.} Kubrick 28 yaşındayken Hollywood’ın tüm dikkatleri ona çevriliyor. Daha sonra Kubrick’in Spartacus vakası var. Çok başarılı olduğu halde Kubrick kendi istediği filmi yapamadığı için kızıyor. “Bundan sonra son sözü benim söylediğim filmleri yapmak istiyorum” diyor (yürü be). Sonra Lolita filmi geliyor. Lolita skandal gerekçesiyle dağıtım problemi yaşıyor. Katolik kilisesi sansürlüyor filmi. Bir filmin kilise tarafından kınanması tüm kiliselere ‘O filme gitmek günah’ şeklinde yazılar gönderilmesi anlamına geliyor tabi. Kınandığı için vizyona girmesi 6 ay gecikiyor. (hollywood nereden nereye) Vizyona sokabilmek için bazı sahneleri kesiyor Kubrick ama daha sonra ‘Böyle olacağını bilsem hiç çekmezdim’ diyor Newsweek dergisine. Lolita çok tartışılınca Kubrick’in popülerliği artıyor, daha sonra diğer olay film olan Dr.Strangelove geliyor.

Gazetelerde böyle bir film yaptığı için Kubrick’e fiziksel zarar verilmeli diye köşe yazıları çıkıyor :) Daha sonraki filmi 2001 : A Space Odyssey
için herkes gereksiz ve berbat yorumu yaptı ilk başta. Sinema sahiplerine yapılan gösterimde 241 kişinin salonu terkettiği söyleniyor. Kubrick çok üzüldü. Ama Kubrick’in usta yönetmen sıfatını kazandığı film oluyor bu daha sonra. Kubrick 2001′den sonra peşpeşe sansasyon yaratan filmler gelmeye devam ediyor. Artık Kubrick’te her filminde sansasyon yaratmak istiyor. Hep yapılmayanı yapmayı, tartışılmayanı tartışmayı ve en çarpıcı olanı en mükemmel gözükeni göstermek. Bu durmak bilmeyen mükemmeliyetçi arzu Kubrick’te büyük bir takıntı haline geliyor. Son döneminde peşpeşe filmler çekememesinin en büyük sebebi film yapacak konuyu büyük titizlikle araştırması, eğer o konuyu başkası çekmek istiyorsa projeyi bırakıp vazgeçmesi ve kendine yeni konu araması ve bulduğu konuyu çekmesinin de yıllar sürmesi.. Kubrick’in hayatında satrancın çok önemi var. Napolyon’u da çok seviyor, sebebi zeki olduğu halde başarısız olabilmesi. Kubrick hata yapmaktan çok korkuyor. Gözlerden uzak ve rahat yaşarken tartışmalı roman A Clockwork Orange‘ı uyarlamasıyla birden olaylar yine alevlenir. Bu film çok büyük yankı uyandırıyor, Clockwork Orange çeteleri kuruluyor. İşlenen filme benzer tüm suçlardan bu film suçlu tutuluyor. Kubrick ölüm tehditleri almaya başlıyor. Warner Bros’dan destek arıyor. Kubrick 61 hafta oynadıktan sonra Warner Bros’a yoğun ısrarı sonucu filmi geri çekmeyi başarıyor.(Sinema tarihinde bunu başka kimse yapamazdı) Kubrick Barry Lyndon filmiyle teknik anlamda çok uğraştığı halde o dönem Hollywood aksiyon filmleri dönemine girdiği için film bezdirici damgası yedi. Kubrick çabası görmezden gelindiği için çok üzüldü. Kubrick daha sonra hem kendini hem izleyicileri tatmin etmeyi düşündüğü Stephen King uyarlaması olan The Shining‘i çekiyor. Ünlü “Filmlerde gerçeğin fotoğrafını çekmezsin, gerçeğin fotoğrafıının fotoğrafını çekersin” lafını bu filmin setinde söylüyor. Kubrick yaşlandıkça daha garip ve daha ayrıntıya müdahale eden insan haline geliyor. Daha sonra Full Methal Jacket geliyor, çok etkileyici ve yenilikçi bir savaş filmi olmasına karşın çekildikten 7 sene sonra vizyona girdiği için ilk başlarda diğer vietnam filmlerinin arkasında kalıyor. Ama daha sonra yine bu filmin de kalitesi anlaşılıyor. Kubrick daha sonra uzun süre konu arama sıkıntı yaşıyor. En son Eyes Wide Shut‘ı yapacağını duyurunca 10 yıldır film yapmayan ve röportaj bile vermeyen Kubrick’in delirdiğini düşünüyor herkes..

Evet kubrick münzeviydi, iyiki de münzeviydi
Hiç bir filmi gizli kalmadı ama, hepsi kitleler tarafından izlenildi.
Kubrick adeta bir savaş veriyordu, film setinde verdiği mücadelenin cevabını eleştirilerde görüyordu. Hiç bir zaman ticari başarı onun için ön planda olmamıştır.Sadece beğenilmek ve anlasılmak istiyordu ama hic bir zaman kendini anlatmaya uğraşmayan bir insandı. Kubrick’in Eyes Wide Shut’ı yapmak istemesiyle çılgın sinemacı Howard Huges ile bile kıyaslandı.. Eyes Wide Shut’ın çekimleri 3.5 seneyi aşıyor.Film 1 Mart 1999 yılında ilk kez gösteriliyor ve Kubrick ilk gösterimden 1 hafta sonra vefat ediyor.. Geriye hepsi başyapıt kabul edecek kadar kaliteli ve başarılı 16 uzun metrajlı filmi ve çok büyük bir hayran kitlesi bırakarak.. Bir daha Kubrick gibi yönetmen, çok ama çok zor gelir..

 

2 Responses to “Bir Çırpıda Stanley Kubrick Belgeseli”

  1. Elordian Says:

    Çok fazla filmini izleme şansını bulamamaış olmama rağmen; nihilanth’ın anlatımları ve sinemasal yaklaşımlarına güvendiğim için kendisini yeterince severim. Aynı zamanda da benim de sinema birikimim de önemli bir yer tutar. İzleyebildiğim filmlerinden “Clockwork Orange”, “Barry Lyndon” ve “Eyes Wide Shut” kendisi hakkında yeterince bilgi sahibi olamama ve onu bir sinema dahisi olarak kabul etmeme yetmiştir. Nedir Kubrick’i bu kadar özel yapan? Aşırı şiddeti çok normal göstermesi mi? Filmin odağındaki ana karakteri izleyiciden soyutlayıp nefret ettirecek derecede eleştirel bir tavır sergiletmesi mi? Belki de bunların hepsi. Hatta daha fazlası. Yine de sinema adına çok özel işler yapmış biridir Stanley Kubrick. Her zaman izlenilebilir ve tartışılacak filmler yapmak için uğraşmıştır, ve başarmıştır. Bunu yapabilen sayılı insanlar ve yönetmenler arasındadır. Son olarak http://www.sinemafanatik.com sitesinde En İyi Yönetmen olabilmeyi de başarmıştır..

  2. nihil Says:

    Kubrick’i bu kadar özel yapan elbetteki mükemmeliyetçiliği, dehası, azmi, çılgınlığı, sabrıdır. Onun “gibi” bir yönetmenin gelmesi artık çok zor.

    Evet hatırlattığın iyi oldu. Sinemafanatik Forum üyelerinin düzenlediği Tüm Zamanların En İyi Yönetmeni Turnuvasında kazanan Stanley Kubrick olmuştu.

    Kubrick tutkulu sinemaseverlerin gönlündeki yerini her zaman korumaya devam edecektir :)

Leave a Reply