Hep söylenir ya Türkiye’de sinema seyircisi çok az diye, bunun en büyük nedenleri arasında halkın sanata olan ilgisizliği, sinema alışkanlığı olmaması, Türk filmlerinin görece azlığı ve ekonomik durum görülürdü. Son 5 senede bir çok şey değişti aslında. İnsanlar daha fazla dolduruyor salonları, satılan bilet sayısı her sene bir kaç milyon artıyor. Halkın istediği filmi yapmaya başladılar çünkü yapımcılar, yeni ve başarılı yönetmenlerimiz ortaya çıktı, Türk filmi sayısı arttı ve halkın ekonomik durumu görece düzeldi. Şimdi her şey iyi hoş da, Türkiye’de sinema belli bazı bölgelerde var bildiğiniz gibi. 81 vilayetimizin bazılarında sinema salonu bile yok, özellikle doğu illerinde. Oralarda belki bir şeyler izlemek isteyenler oluyordur, ancak ücretsiz festival yahut belediye gösterimleri sayesinde izleyebiliyorlar. Sadece doğuda mı zor peki sinemaya gitmek?
Bakın Kocaeli’nin göbeği, İstanbul’a yarım saat uzaklıkta, sanayisi gelişmiş ve 1 milyona yakın nüfusu olan Gebze’den bahsedeyim size kısaca. Sadece 1 tane sinema salonu var tek salonlu. İsmi Cineland. Yazın kapalı olur. Normal sezonda da diğer salonlarda filmler vizyondan kalktığı zaman gelirdi oraya. Haliyle oldukça kullanışsız bir sinemaydı. Gebze’de sinemaya gitmek istediğimizde durağımız İzmit Outlet yahut Pendik oluyordu mecburen. Onun yerine VCD almak daha mantıklıydı. Hem istediğin filmi bulabiliyorsun hem de daha çok film izlemiş oluyorsun….
Geçen senelerde Türkiye, Kurtlar Vadisi Irak’ın vizyona girmesiyle yeni bir şey öğrendi. Bu film hayatında sinemaya gitmemiş bir çok insanı salonlara doldurdu ve Kurtlar Vadisi Irak filmi rekorlar kırdı.
En iyi ilk üç gün rekoruna baktığımızda şöyle verilere ulaşıyoruz :
Kurtlar Vadisi Irak: 730 bin 432 (İlk 2 gün)
G.O.R.A: 716 bin 965
Asmalı Konak: 663 bin 273
Organize İşler: 583 bin 720
Vizontele Tuuba: 504 bin 919
Bunları analiz ettiğimizde 1. sırada Kurtlar Vadisi Irak’ın olması, milyonlarca kişi tarafından takip edilen bir dizinin sinema için yapılan versiyonunun da ne kadar önemsendiğini bize gösteriyor. Haberlere çıktı bir çok kişi ilk defa sinemaya gittiğini itiraf etmişti. G.O.R.A zaten yine milyonlarca kişi tarafından sevilen Cem Yılmaz’ın filmi, yıllarca bekleniyordu, çok normal. Asmalı Konak’ta yine dizi faktörü. Organize İşler ve Vizontele Tuuba ise Yılmaz Erdoğan faktörü. Demek Türkiye’de belli bazı şeyleri kullanarak insanları sinemaya çekmek mümkün. Hep diyorum bu kadar dizi yapılacağına film yapılsa.. Şuan kaç yüz tane dizi oynuyor bilmiyorum ekranlarda ama hepsi bir sinema versiyonu yapsa çok büyük kar elde edebilirler.
İnsanların sinemaya gitmesini sağlayan bir diğer şeyde sinema salonlarının kampanyaları.. Turkcell’in Gnçtrkcll kulübü 2 senedir sinemalarda sezon boyunca 1 bilet alana 1 bilet bedava kampanyası yaptı mesela. Bu sayede sinema seyircisi epey arttı. Bu gibi kampanyalar insanların sinemaya gitmesini kolaylaştıran şeyler. AFM’ye bu kampanya dolayısıyla teşekkür ediyorduk fakat geçen gün Gebze’deyken yaşadığım bir olayı aktaraym size. Yıllardır beklediğim Grind House’un ilk bölümü olan Death Proof’u izleyelim dedim. Arkadaşla gittik Maltepe Carrefour’a. Haftasonuydu. Bilet almak istedik öğrenci tarifesinin olmadığını söylediler. İyi peki tam kaç dedik, 13 YTL imiş. Şok olduk tabi. Uzun süredir haftasonu gelmiyorduk sinemaya. İzmir’de de DESEM’e gidiyorum genelde, diğer sinemalara da kampanyalı olarak gidiyordum. AFM böyle yaparak güya haftasonu alışveriş merkezlerine akın eden ailelerden voliyi kapmayı düşünüyor ama bir çok seyirciyi kaybettiğinin farkında değil. Sorduk adama salon boş, 8 kişi varmış sadece. Ayrıca salonun klimasız da olduğunu söyledi. Dedim uzun yoldan geldik, yap bize öğrenci tarifesi falan, mümkün olmayacağını söyledi. İyi de dedim sizin bu kampanyanın amacının aştığının farkında mısınız? Salonunuz boş, tamam çok kişi olsa öğrenci tarifesi yapma tam al, ama kimse yokken neden böyle yapıyorsun ki? Yapacak bişey olmadığını söyledi. Haklıydı, yönetim öyle istiyor çünkü. Sinemaların markalaşması güzel tabi ama tarife değiştirilemiyor işte. Gebze’de salonda az kişi varken ucuza bilet alınabiliyordu mesela. Her neyse izleyemedik filmi. GençTurkcell yine kampanya yapmazsa da sinemaya pek gideceğimi sanmıyorum. Öğrenci de 7 YTL falandır muhtemelen bir çok sinemada. Daha pahalı olanları da vardır. Ben 5 YTL’ye 5 tane divx film yazdırıyorum arkadaşıma DVD’ye.. Hem de sinemalarda bulamayacağım filmlerden.. Türkiye’de işler böyle devam ederse sinema salonları zengin olmak için sponsor kampanyaları yahut dizilerin sinema versiyonlarını bekler dururlar. Özellikle yaz sezonunda batarlar..!
Söylediklerine katılmamak elde değil kardeşim. Sinema sektörüde diğer sektörler gibi şunu anlayamıyor; önce müşteri sonra para. Müşteriyi çektikten sonra zaten paraya para demezsin. Aynı şey otellerde farklı olarak işliyor örneğin. Her boş oda bir otel için artı maliyettir. O odayı potansiyel bir müşteriye maliyet altı olamamak şartıyla satarsın (bazen maliyet altına bile olur, müşteriyi kazanmak adına). Anlamadığım şey, sinema salonlarının müşterilere mi yoksa salondaki koltuklara mı hizmet ettikleri! Kolay gelsin…
Haklısın mehmet. Tam olarak turizmdeki gibi işlemiyor işler sinema sektöründe. Aslına bakarsan benzer yanları da yok değil. İkisi de sezonluk, ikisi de fırsatlardan yararlanmaya bakıyor duruma göre fiyatı artırıyor,azaltıyor vs. Ama sinema daha kısa süreli bir şey olduğu için işletme politikası daha sert işliyor tabi müşterilere karşı.
Ciddi konulara değinilmiş, güzel bir yazı yazmışsın. Hemen her noktasına katılırım yazdıklarının. Ancak listelediğin ve kitleleri sinemaya çektiğini gördüğümüz filmlerin beşi de, bana göre beş para etmez. Tabi ki zevkler, beğeniler farklıdır ama gişe başarısı sağlamış filmlere baktığımızda, ciddi, özenli ve hacimli sinema filmleri değil de, yazıda da belirttiğin gibi onun bunun ünü, bilmem ne dizisinin sonu gibi ilginç hallerden beslenen bir arz talep dengesiyle karşılaşıyoruz. Bu tip zamazingolar, filmlerin, bir sanat dalı olan sinemanın temel öğeleri olduğunu unutmuş ya da sinemayı öncelikle bir ticaret sahası olarak gören kişiler tarafından ortaya çıkarılan içi boş popüler kültür ürünleri ve bana göre zaman kaybı. Bahsettiğin diğer konu da(salonlar meselesi) bu çarpıklığın başka bir yansıması…
Kabul etmeliyiz ki Türk insanının büyük bir çoğunluğu sinemayla ilgilenmiyor . Bunu zorlamanın ya da sinema adı altında insanların başka duygularını, zaaflarını sömüren film artıklarıyla ticaret yapmanın alemi yok. Zaten yeterince trajikomik vakalara şahitlik edilen bir ülkede yaşıyoruz, daha fazla komikleşmeye hiç gerek yok. Neyse, karmaşık ve tartışılması gereken bir konu bu. Daha fazla uzatmadan yazı için bir kez daha teşekkür edip, çalışmalarında başarılar diliyorum. Kolay gelsin…
Katkın için teşekkür ederim TrApEZuNdA. Aslında Sinemamızdaki birden fazla sorundan bahsetmek isteyince böyle karışık bir yazı çıktı ortaya. Elbetteki kitleleri sinemaya çeken filmler ticari kaygılı filmler oluyor genellikle. Yine de dönemimiz de şükür ki gelecek vaadeden, henüz genç olan ve bize daha çok güzel filmler çekecek Reha Erdem,Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Çağan Irmak, Serdar Akar, Özer Kızıltan gibi yönetmenlerimiz var .)
paylaşım için tşkler