nihilanth.org

La Mort En Direct ve Kız Kardeşim: Mommo

Posted by: nihilanth on: Mayıs 11, 2009


1-11 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen Eskişehir Uluslararası Film Festivali’nde bugün son gündü. 10 günlük festival Anadolu Üniversitesi ana kampüsü sinema salonunda ve Escort AVM sinemalarında film gösterimleri ve söyleşiler şeklinde gerçekleşti. Hafta sonu, programıma uygun olarak La Morte En Direct (Naklen Ölüm) ve Kız Kardeşim – Mommo filmlerini izleme fırsatı buldum.

morttLa Mort En Direct, Harvey Keitel’in altın yılları olan 80′lerden bir film. Festivale kadar adını duymadığımı söyleyebilirim. Pek bilinen bir film değil. Ancak Bertrand Tavernier’in bu ilginç filminin dikkat çekmemesine şaşırdım doğrusu. Yıllar sonra Peter Weir’in The Truman Show ile bir benzerini çektiğini söyleyebileceğimiz film, televizyon ve film sektörüne güzel bir eleştiri niteliğinde. İnsanların doğal hayattan ölmelerine nadir rastlandığı günlerde, gazeteci Roddy’nin (Harvey Keitel) beynine bir kamera yerleştirilmiştir ve gördüğü her şey filme alınmaktadır. Roddy’nin görevi, ölümcül hastalığa yakalanmış Katherine Mortenhoe’nun (Romy Schneider) son anlarını kaydetmektir. Televizyon yapımcıları, şehrin her yerine astıkları “Naklem Ölüm” programını duyurmaktadırlar. Günümüzde benzer şeylerin yaşandığını bildiğinizde filmin önemi bir kez daha anlaşılır olmakta.

mommo

İzlediğim ikinci filmin bir Türk filmi olmasını istedim ve Kız Kardeşim: Mommo ile Pazar: Bir Ticaret Masalı arasındaki tercihimi Kız Kardeşim: Mommo, filminden yana kullandım. Yanımda götürdüğüm arkadaşımın “diğerine gidelim bu sıkıcı olabilir” demesine aldırmamakla iyi yaptığımı filmi izledikten sonra her ikimizde anlamış olduk. Mommo, film gösterimi sonrasında yönetmeninin de söylediği gibi filmde anlatılmak istenen şeyleri seyirciye oynamadan olduğu gibi gösterebilen, annesiz kalan iki çocuğun duygularını başarılı bir şekilde ekrana yansıtan bir film. Müziklerini Erkan Oğur’un yaptığı filmin kaderini başroldeki iki küçük yaştaki amatör oyuncuya bırakan yönetmen Atalay Taşdiken, gerçekten iyi bir iş çıkartmış. Söyleşisinde dizi sektörünün sinemanın önünü tıkadığından ve yetenekli oyuncuların kağıt mendil gibi harcandığından dem vuran Taşdiken, bu küçük oyuncuları katıldığı festivallere getirmeyerek bir bakıma iyi de yapıyor. Taşdiken, filminde çocukluğunda tanıdığı iki öksüz kardeşin öyküsünü anlatıyor. Türkiye’de festival festival dolaşan ve Berlin Film Festivali’nde de övgü alan yönetmenin bu ilk filminin adını yine duymaya devam edebiliriz. Daha iyi olmasını isteyebileceğim film, yönetmenin en azından sonraki projeleri konusunda bize umut veriyor. Filmin web sitesi.

Yorum yapın

Twitter nihilanth