Film Adamı

Hoş tasarımı ve ismiyle dikkat çeken yeni rastladığım bir sinema blogu Film Adamı.. Henüz 16 yaşında olan Özgün Kabakçıoğlu‘na aitmiş. Biraz daha doldurulur ve düzenlenirse takip edilesi bir site olabilir. Örneğin Arşiv sayfası ve önceki yazılara ana sayfadan ulaşılamıyor, ancak bir yazıya tıkladığınızda görebiliyorsunuz. Bunun dışında görünüm ve yazılar doyurucu. Başarılar diliyorum yazarına.
Ceylan, Cannes’da bu kez de En iyi Yönetmen’i aldı

Geçen ay Reha Erdem’in yeni filminden söz ederken Nuri Bilge Ceylan’ın yeni filmi Üç Maymun’dan da söz edecektim ama biraz daha zaman geçsin demiştim. Şimdi iyi denk geldi, film Cannes’da yine yarışma bölümünde yer aldı.. Nuri Bilge Ceylan’da en iyi yönetmenler arasındaydı.. Jüride de bulunan Sean Penn ödülü açıkladı “Nuri bils seylan” dedi ama anladık biz tabi
Bu arada bu Sean Penn’in evlat acısı yaşamış baba suratıyla bakmaktan ne zaman vazgeçeceğini bilmiyorum. Sean Penn hep Mystic River ve 21 Grams’daki Sean Penn.. Yahu biraz gülümse dimi..
Nuri Bilge Ceylan ödül aldığı konuşmasında “Bu ödülü, tutkuyla bağlı olduğum yalnız ve güzel ülkeme adıyorum” dedi. Cannes gibi bir yerde böyle bir konuşma yapmasından sonra akla Türkiye’nin aleyhine yorumlarda bulunan ve yurt dışında ödül almış bazı sanatçıları getirdi..
Nuri Bilge Ceylan, Cannes Film Festivali’nde Uzak ile Juri özel ödülünü, İklimler ile Fipresci ödülünü kazanmıştı daha önceleri. Şimdi Üç Maymun ile En iyi Yönetmen ödülünü kazanarak bir adım öteye gitti. Umarım bir sonraki filmiyle En iyi Film ödülünü de kazanır..
Her neyse, bu filmi de önümüzdeki Kasım ayında izleyebilecekmişiz sinemalarda NTV’nin söylediğine göre.
Favori yönetmenlerden yakında seyredeceklerimiz
Geçen sene, Lynch ve QT‘nin yeni işleri olan İnland Empire ve Grind House‘u merakla beklemiştik. Inland Empire fazlasıyla kişisel bir iş olduğu için biraz hayal kırıklığı yaratsa da Rodriguez ve QT ortak işi Grind House’un tadı damağımızda kalmıştı.. QT kendi filmine yapılan eleştirilerden sonra bozuk atsa da bence Grind House gerek Planet Terror, gerek Death Proof gerekse bir bütün olarak ele aldığımızda mükemmel bir deneyimdi.

Herneyse, yazının konusu, bu ve önümüzdeki sene göreceğimiz favori yönetmenlerden favori filmler. Şimdi bu iki yönetmen bir kaç sene beklesin bakalım. Avrupa’dayız bir süre.. Elimizde kimler var.. Hmm Lars Von Trier ve Alejandro Amenabar. Farklı işlerini çoğu zaman takdir ettiğim Trier’in Antichrist ismini verdiği korku filmi bu sene tamamlanacak deniyor. Yine üçlemesinin son halkası Wasington ertesi sene, açıkcası Dogville’in yeri ayrıdır ama Manderlay konusunda aynı şeyi söyleyemiyorum. O yüzden ben Wasington’dan çok Antichrist’i merak ediyorum. Zira, Europa‘yı izledikten sonra Trier’in kesinlikle bir korku filmi çekmesi gerektiğini düşünmüştüm. O yüzden şiddetle bekliyorum bu filmi.
Elimizdeki diğer isim Alejandro Amenabar.. Tesis, Abre Los Ejos, The Others , Mar Adentro derken kendini iyiden iyiye kaptırmış yönetmenimiz bu kez eski mısırda, Agora isimli bir filmi çekerken buluyor kendini. 2009′un sonlarına doğru vizyona girmesi beklenen filmin epik bir dram olacağı söyleniyor.
Gael Garcia Bernal‘ın büyüsü dört bir yanı sarmaya devam ederken, bir diğer Danimarkalı saygıdeğer yönetmen Lukas Moodysson‘un yeni filmi Mammoth‘da da kendisini göreceğimizi belirtelim. İşlediği ilginç temalarla hayran bıraktıran Moodysson’un bu filmi de çok güzel olacağa benziyor.

Hazır Avrupa’dayken Woody Allen’dan bahsetmesek olmaz. En son Cassandra’s Dream geliyor, heloloy diye sevinen bir yazı yazmıştım aylar önce. O film izlendi, hayran kalındı. Yorumumda şuradaydı. Tekrar tekrar söylemek gerekirse Woody Allen’a Avrupa yaradı. Üstadın yeni filmi olan Vicky Cristina Barcelona‘yı da bu sene yeni sezonda izleyeceğiz. Bu yazı şimdilik sonlansın. Yakında devam ederiz kaldığımız yerden.
Reha Erdem’in yeni filmi geliyor : Hayat var
Paris’te Sinema ve Plastik Sanatlar bölümünü bitirip ülkemizde filmler çekmeye başlayan; A ay, Kaç Para Kaç, Korkuyorum Anne, Beş Vakit gibi filmlerle Türk sinemasına yeni bir soluk kazandırdığından emin olduğum Reha Erdem, yeni filmi Hayat var’in çekimine başladı. Hikayede yine İstanbul’a dönüyoruz ve Hayat isimli bir kızın yaşadığı zorlu hayatı anlatacağı ilk bilgiler arasında. Reha Erdem röportajlarında falan bu filmin diğer filmlerinden daha sert olacağını söyledi bu da bizim merakla beklememize sebep oldu. Film hakkında başka herhangi bir haber yok maalesef.
Çekimler İstanbul - Göksu’da gerçekleştirilmiş ya da hala sürüyor. Filmi ise büyük ihtimal yine Eylül-Ekim ayı gibi göreceğiz. Reha Erdem’in önceki filmleri daha önce bir çok kez TRT kanallarında verildi ama hala izlemeyenler varsa önce bir izlesinler diyorum.
Sinepil.org
Pilli uzun süreli sessizliğini bozdu ve epeydir beklediğimiz Sinema blogu Sinepil.org‘u açtığını duyurdu. Pilli Network’ün 10. sitesi olan blog tasarımıyla da diğer pilli siteleri arasında dikkat çekiyor. Uzun soluklu olacağına inandığım bu blog dilerim kaliteli yazılarla bizleri buluşturur.
80. Oscar ödülleri sahiplerini buldu

No Country For Old Men, en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi uyarlama senaryo ve en iyi yardımcı erkek oyuncu dallarında ödül kazanarak geceye damgasını vurdu. Diğer festivallerde epey iddialı olan Atonement ise sadece En iyi Özgün Müzik dalında Oscar ödülünün sahibi oldu. Atonement’ı zaten hiç beğenmemiştim. O yüzden bu sonuçlar beni memnun etti diyebilirim. En iyi özgün senaryo ödülünü Juno‘nun almasına da sevindim. Hayli eğlenceli bir filmdi o da.
Ödüllerin tam listesi ise şöyle; Yazının devamını oku »
80. Oscar Adayları

Golden Globe ABD’deki senaryo yazarlarının grevini gerekçe göstererek tören yapmayacağını sadece basın açıklamasıyla ödülleri duyuracağını söyledikten sonra gözler Oscar’a çevrilmişti. Herkes iptal olacak telaşı yaşarken akademi yaptığı açıklamada herşeyin yolunda olduğunu söyledi. Son ana kadar bir aksilik çıkmazsa 28 Şubat 2008 gecesi açıklanacak kazananlar.
İMDB’de yine güzel bir sayfa var 80. Oscar Adayları hakkında. Ben henüz filmleri yeni elime geçiriyorum ve şu an Oscar’la ilgili sadece No Country For Old Men ve Eastern Promises‘ı seyrettim. No Country For Old Men hakkında ekşi sözlükte yorumlarımı yaptım, büyük ihtimalle ödüllerin çoğunu alacak diyorum ama tabi Atonement, There will be blood‘un da epey fazla fanatiği var. Öte yandan Cate Blanchett adeta istatistiklere oynayarak ayrı filmlerle hem en iyi yardımcı kadın oyuncu hem de en iyi kadın oyuncu dallarında aday gösterildi. Oyunculuğunu çok beğeniyorum ben de onun. Viggo Mortensen ise Eastern Promises’da bir kademe atladığını göstermişti bize. Javier Bardem‘e zaten ezelden beri hastaydık. No Country For Old Men’deki performansıyla En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu adayı oldu. İzleyin zaten neden olduğunu anlarsınız. Diğer adayları görmemiş olsam da alma ihtimali yüksek olduğunu söyleyebilirim. 1 ay içerisinde geri kalan filmleri de izleyip Oscar gecesi görüşürüz diyorum.
Yılın ilk yazısı da bu olmuş oldu, bir aydır derslerle uğraşıyordum .)
Sinema’da seyredilen ilk film
Ekşi sözlük’teki anket tadındaki başlıktan esinlenerek yeni bir mim başlatayım dedim. Sinemada seyrettiğimiz ilk film ya da filmlerden bahsetmek kısaca..
Ben ilk kez 1994′de Mesut Uçakan‘ın Kelebekler Sonsuza Uçar isimli İskilipli Atıf Hoca’nın haksız yere idam edilmesini konu alan filmini seyretmiştim Gebze’de. Sinema da eski Meydan Restoranın olduğu cadde üzerindeydi. Şu an öyle bir sinema yok tabi. Çok küçük bir yerdi. Daha sonra 1997′de okulla birlikte Spawn‘ı seyretmeye gitmiştik Pendik’e. O sıralar sinemalarda Ağır Roman’ın fragmanları yayınlanıyordu ve öğrenciler utana sıkıla bakıyordu ekrana. Hep merak etmiştim o filmi çocukluğum boyunca. Kısaca budur benim sinemada seyrettiğim ilk filmlerin öyküsü. Mimimizi devam ettirmeleri için bir kaç arkadaşa pas verelim :
Trapezunda,Azpismis,400Darbedesinema
Cassandra’s Dream’i 21 Aralık’ta görebileceğiz
Woody Allen‘ın son filmi Cassandra’s Dream 21 Aralık’da ülkemizde vizyona girecek. Evan Mcgregor, Colin Farrell ve yeni gözdesi Hayley Atwell‘in başrolleri paylaştığı filmi ben de her Woody Allen hayranı gibi oldukça merak ediyorum(p2p networklere henüz düşmedi ancak düşmese de olur, sinemada izlenir bu film) Allen’ın Avrupa’da çektiği son 2 filminden Match Point‘i çok beğenmiş, Scoop’ta ise biraz hayalkırıklığına uğramıştım. Bu filme gelen ilk tepkiler çok olumlu ve imdb puanı da oldukça yüksek. Woody Allen bundan sonra hiç durmayarak İspanya’daki film projesini tamamlayıp (adı da belli olmuş:Vicky Cristina Barcelona) 2008′de vizyona sokacak. Çoğu tadına doyulmayan filmlerin yönetmeni Woody Allen’ın belki de hayatının son dönemlerinde bu kadar çok filmi peşpeşe çekmesi de ayrı bir güzel olay. Yazının devamını oku »
Bazıları Sinema Sever (Podcast)
Kısa bir yazı olacak ama blogumu takip edenlere bilgilendirmek maksatlı yazayım dedim. Radyo ODTÜ‘de uzun süredir (yaklaşık 5 yıl) yayın yapan Bazıları Sinema Sever adlı programın podcast’ına bu sayfadan ulaşabiliyorsunuz.
Podcast nedir demeyin, kısaca açıklayayım ses kaydı efendim. Dilerseniz ipod’unuza atıp dinliyor, dilerseniz indirip winamp’ınız ile dinliyorsunuz. Yeni bir şey değil yani. Kayda geçmesi yeni sadece. Ben ev işleriyle uğraşırken falan açıyorum bu programı güzel oluyor. Sinemasız kalmayalım.