Arşiv | Sinefil Röportajları RSS feed for this section

Sinefil Röportajları 5 : Ali Ercivan

3 Nis

Sinefil Röportajları serisinin bu ayki konuğu sinema yazarlığı, kurguculuk ve senaristlik gibi bir çok alanda görevleri olan Ali Ercivan. Takip edenleri, onu çeşitli sinema forumlarından walkabout olarak da tanıyor. Sinema eğitimi alarak eleştirmenliğini sürdüren Ali Ercivan ile çalışmalarından, yerli yapımlardan, geçtiğimiz Oscar töreninden ve kişisel film zevkinden konuştuk. Her zamanki gibi kendisine has sorularımız ve Ercivan’ın cevaplarıyla satır aralarında dikkat edilmesi gereken noktaların olduğu güzel bir röportaj çıktı..

1- Öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz?

ercivan1976 doğumluyum. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sinema-TV bölümünü bitirdim. Bilgi Üniversitesi’nin aynı bölümünde de yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Sinema yazarlığı yapıyorum ama esas mesleğim bu değil. Öğrenimim süresince herhalde 40 kadar kısa filmin montajını yaptım. 2003 yılından beri de televizyon alanında kurgucu olarak çalışıyorum. Ayrıca son iki yıldır bir senaryo grubunun parçası oldum. Birkaç dizi deneyiminden sonra, en son bir uzun metraj sinema filminin senaryosunu yazdık. Şu an Kültür Bakanlığı’ndan yapım desteği bekliyoruz. Ama her şekilde yapımcımız filmi bu yaz çekmek niyetinde. Buna rağmen halihazırda hayatımı montajdan kazanmaya devam ediyorum.

2- Beyazperde’de ne kadar zamandır çalışıyorsun. Film kritiği yazmak dışında üstlendiğin bir görev var mı?

Beyazperde’ye, bir arkadaşım vasıtasıyla, 2003 yılının sonunda Altın Küre ödüllerine dair bir değerlendirme yazısı yazmıştım. Daha öncesinde sitenin bir kullanıcısıydım (sanırım on yıldır “walkabout” nickiyle çeşitli sinema forumlarında yer aldım) ve o dönemki ekip benim yorumlarımı özellikle takip eder, beğeniyle okurmuş. Bana yazar kadrosuna dahil olmamı önerdiler. 2004 Ocak ayında Taylan Biraderler’in Okul filmi için ilk eleştirimi yazdım. O günden beri yazmaya devam ediyorum. Arada çeşitli yönetmenlerle röportajlar yaptığım, bazı dosyalar ve kimi zaman muhabir gibi çalışıp haberler hazırladığım oldu. Ama son dönemde sadece film kritiği yazıyorum. Bir de Oscar vb. ödüller hakkında değerlendirmelerim oluyor yeri geldiğinde.

3- Ülkemizde vizyona giren her filmi izleme fırsatın oluyor mu? Yoksa seçtiğin bazı filmleri mi tercih ediyorsun sadece?
(daha fazla…)

Sinefil Röportajları 4 : Caponsever

3 Mar

Sinefil Röportajları serisi, farklı meslekleri olan ancak ortak olarak film izlemeyi çok seven insanlarla devam ediyor. Bu seferki konuğum Almanya’da okuyan ve aynı zamanda bir sinemada makinist olarak çalışan, Sinema Dergisi’nde, eski Sinemafanatik’te ve Sinema Defteri’nde yazılar yayınlanmış Ferhat Neptun. Kendisine has hazırladığım sorularla yine dolu dolu bir röportaj sizleri bekliyor.. (daha fazla…)

Sinefil Röportajları 3 : Grapes of Butcher

25 Ara

sinefil3
Bu ay biraz geç hazırladığım röportaj serisinin 3. bölümünde Ekşi Sözlük‘ten grapes of butcher nihilanth.org’un konuğu oldu. Hamburgercilerde Big menü vardır ya, bu seferki onun gibi oldu. Beklendiği gibi ortaya uzunca, bol referanslı ve hepinizin beğeneceğinizi umduğum bir yazı çıktı. Mümkün olduğunca tartışma havasında yapmak istediğim bu röportaj, butcher’ın derinlemesine cevaplarıyla son şeklini aldı. Buyrunuz.

- Seni biraz tanıyabilir miyiz?

İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü mezunuyum. Hem sosyal bilimler okurum, hem de mezuniyetten sonra ne iş yapmak istediğim konusunda daha fazla seçeneğim olur diye düşünerek seçmiştim, istediğim gibi de oldu, hala ne iş yapmak istediğime karar veremedim :) 2007 yazında Marmara Üniversitesi’ne sinema yüksek lisansı için başvurdum, reddettiler. Sinemayla akademik ilişkim sadece bu kadar, master yapmaya bile yeterli görülmedim. Yarın birgün Türk sinemasının en klas filmlerini çekersem ve “biliyor musunuz grapes of butcher sinema yüksek lisansına alınmamış” diye şehir efsanesi çıkarsa şimdiden söyliyim şehir efsanesi değil gerçekten almadılar. Bir de üzerine diktatör olursam sadece Sunay Akın’a malzeme olmakla kalmam, Türk sineması da çok şey kaybeder, diktatör olarak da milletin anasını ağlatırım.

Sözlükte bir şekilde sinemayla alakalı görünmüşüz ama uzmanının karşısına çıkınca onlar yemiyolarmış. Mülakata gittiğimde aklımda sadece Cesare Zavattini’nin neo-realizmin fikir babası olduğu düşüncesi vardı. Sinema akademisyenleri sadece neo-realizmle ilgileniyor gibi bir vehme kapılmışım nedense. Orda bana uluslararası ilişkilerden mezun olmama rağmen neden sinemada yüksek lisans yapmak istediğimi sordular, inşallah sadece çok film izliyorum demezsin dediler. Şansa bak ki, kafamdaki cevap buydu, afalladım, yani sadece bu cevabın onları tatmin etmeyeceğini görmek beni çok üzdü. Yok dedim, okuyorum şu kitabı şunları şunları… ama dedim ya, orda yemiyolar. Sinema üzerine okuduğum kitabın sayısı birdir ikidir, hayatımda sinema dergisi almadım. Beni literatür ilgilendiriyor. Onları bir şekilde öğrenip mühim filmleri, Imdb Top 250, tüm Sidney Lumet filmleri veya ölmeden önce izlemeniz gereken 1001 film gibi listelere bakıp ordan film izlemek bana daha cazip geliyor. O bir iki kitapla işin özüne inmişim duygusu bana yetiyor. Sinemadan başka edebiyat ve tarihle ilgileniyorum, bir de, amorti bile vurmadığı için milli piyango bileti koleksiyonum var. Önceleri daha sık olmakla birlikte sürekli roman okuyorum, çevremde (çevrem derken internetten tanıştığım arkadaşlar) edebiyatla ilgilenen birkaç kişi daha vardı, hepimiz ilerde yazar olacakmışız gibi geliyordu. Sinemadan önce olmak üzere o iş de kaldı. Tarih de sokakta rastgeldiğin herkesin ortak merakıdır zaten. Şimdilerde bankacı olma yolunda bir gayretim var ama parası iyi olsa tarih alanında akademisyen olmak isterdim. Herşeyin başı para.

:) Haklısın. Bir hayli enteresanmış, paylaşmana sevindim.

1 – Bir seyirci olarak filmlerdeki kalite kıstasın nedir? Ya da hangi filmleri neden beğendiğini açıklar mısın?
(daha fazla…)

Sinefil Röportajları 2 : cambelboy

15 Kas

Gedikli film izleyicileriyle yaptığım röportaj serisi devam ediyor. 2. konuğum cambelboy. Asıl adıyla Kemal D. Yılmaz. Konu konuyu açtı ve uzun süren soru cevap göndermelerin ardından ortaya biraz uzun ancak cevaplar ve değindiğimiz şeyler düşünüldüğünde oldukça faydalı bir sohbet çıktı, umarım hoşunuza gidecektir.

1 – Öncelikle Kars’taki Gezici film festivalinden geldiğini biliyorum. Blogunda da yazacaksındır muhtemelen ancak oradaki atmosfer nasıldı, Türkiye’nin öbür ucunda, sinema yaşamak nasıl bir duygu?
cambelboy
Aslında blogdan çok sinema.com’a günlük izlenimler yazıyorum. Ama buraya daha gayriresmi yorumumu yazayım. Burada inanılmaz bir atmosfer var. Bi’kere film izlemenin dışına çıkıp panellerin, söyleşilerin ve atölyelerin yoğunluğu çok önemli. Ancak onun dışında da baya farklı kesimlerden insanları buluşturuyor. Kesim derken sektörel anlamı kastediyorum. Basın üyesi, sanatçısı, yönetmeni, öğrencisi. Etkinlikler dışında da çok şey paylaşılıyor. Kars ise bambaşka bir güzellik. Hazır buraya gelmişken turistik geziler de oluyor (ve itiraf etmeliyim gezmekten doğru düzgün film seyredemedim. :) ) Ve şehri gezerken de müthiş bir atmosferle karşılaşıyorsun. Orhan Pamuk’un yazı dilini sevmem ama sanırım Kar’ı okuyacam buradan döner dönmez. Doğu diyince insanların kafasında inanılmaz tabular oluşabiliyor ama hepsi burada teker teker kırılıyor. Artık her sene gelmek istiyorum buraya… Umarım daha çok fırsatım olur. Çünkü burası havasının aksine çok ‘sıcak’ bi’yer ve elbette belediyenin, Kars halkının ve Ankara Sinema Derneği’nin de müthiş çabalarıyla mutlaka en az bir kere gelinmesi gereken bir festival.

2- Ulusal ve uluslararası anlamda başarılı görülen son dönem Türk filmleri sence bizi ne kadar yansıtıyor? Hep aynı şeyler mi tekrarlanıyor yoksa başarıları hak ediyorlar mı?

Sanırım festivallerden ödülle dönen filmlerden bahsediyorsun. Şimdi bu tip sınıflandırma benim kesinlikle yapamadığım birşey. Yapılmasına da karşıyım. Çünkü bu filmleri belli bir çatı altında toplamak imkansız. Kişisel işler bunlar ve yönetmeni yansıtıyor. Dolayısıyla iyisi var kötüsü var. Ülkedeki sosyal durumu (‘biz’ derken bunu kastediyorsun sanırım) yansıtan var hiç girmeyen var.
Ama şu kadarını söyleyeyim şu ‘halk izlemiyor, beğenmiyor’ meselesi de bence süper yanlış değerlendirme. Kars’taki programdaki tüm Türk filmleri hıncahınç doluyor ve insanlar bayılıyor. Yani sinema anlayışı konusunda da halk üzerinden genelleme yapamayız gibi.. (daha fazla…)

Sinefil Röportajları 1 : BlueHeat

1 Kas

Yeni bir bölümle merhaba. Amacım sinemayı, filmleri ve ortaya çıkardıklarını sektörün içinden değil, seyirciler gözünden yorumlamak ve okuyacaklar için, içinde sinema geçen faydalı bir seri ortaya çıkarmak. Her bölümde ortak paydası film izleme müptelalığı olan farklı konuklar olacak.. Çevremde bu tür insanlardan epey fazla olduğu için uzun zaman sıkıntı çekmeyeceğimi düşünüyorum. Her bölümde mümkün olduğunca farklı sorular hazırlayacağım.  Çok sevdiğim bazı soruları ise tekrar kullanabilirim elbette zamanla..

İlk konuğum da Sinemafanatik.com ve Divxforever.org forumlarında moderatörlük yapmış eski bir arkadaş, BlueHeat. Bu eski arkadaş lafına ne diyecek kendisi -zira halen görüşmekteyiz- bilmiyorum ama, röportajın karşılıklı oturum şeklinde gerçekleşmediği ve daha önceden hazırladığım sorulara cevap gönderme şeklinde olduğunu belirtmek isterim.. (daha fazla…)

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.